DAĞLAR VE AĞAÇLAR EFENDİMİZ’E SELÂM VERİYORDU!

0

İnsanlar İslâmî terbiyeden geçtiğinde, hareket etmeyen, câmid varlıklara bile güzel davranmayı öğrenirler. Zira onlar da Allah Teâlâ’yı -bizim idrâkimizin dışında- zikretmekte ve binbir hikmet taşımaktadırlar.

CANLI-CANSIZ HER ŞEY ALLAH’I ZİKREDER

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Yedi kat gök, yer ve bunlarda bulunan herkes, O’nu tesbîh eder. O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlamazsınız. O, Halîm’dir, Ğafûr’dur.” (el-İsrâ, 44)

İnsan; bencil, menfaatperest ve sorumsuzca davrandığında, canlılar gibi cansız varlıklar da huzursuz olmaktadır. Bir gün Peygamber Efendimiz’in yanından bir cenâze geçmişti. Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“Rahata ermiş ya da kendisinden kurtulunmuş!” buyurdular. Sahâbîler:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, «Rahata ermiş ya da kendisinden kurtulunmuş!» ifadesinden kasdınız nedir?” diye sordular. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Mü’min bir kul vefât ettiğinde dünyanın yorgunluğundan ve sıkıntılarından rahatlayıp Allâh’ın rahmetine kavuşur. Fâcir biri öldüğünde ise insanlar, beldeler, ağaçlar ve hayvanlar ondan kurtulup rahata ererler.” buyurdular. (Buhârî, Rikâk, 42; Nesâî, Cenâiz, 48; Ahmed, V, 296, 302, 304)

Demek ki üzerinde yaşadığımız yer, bâzı insanlardan rahatsız olurken sâlih amellere devam eden mü’min kullardan huzur bulmaktadır. Zira müslümanlar Allâh’ın istediği şekilde bir hayat yaşadıklarında, yeryüzüyle âhenkli bir beraberlik sağlamış olmaktadırlar.

MEKÂNLAR, İŞLEDİĞİMİZ GÜNAHLARDAN VE YAPTIĞIMIZ HAYIRLARDAN HABERDAR

Abdullah bin Mes’ûd -radıyallahu anh- şöyle nakleder:

“Bir dağ diğerine ismiyle nidâ ederek:

«–Ey filân, bugün sana Allah Teâlâ’yı zikreden bir kişi uğradı mı?» diye sorar. Eğer:

«–Evet, uğradı.» derse buna çok sevinir.

Bu hâdiseyi İbn-i Mes’ûd’dan rivâyet eden Avn bin Abdullah şunu ilâve eder:

“–Dağlar yalan yanlış sözleri duyarlar da hayırlı sözleri duymazlar mı?! Onlar hayırlı ve güzel sözleri daha iyi ve daha büyük bir iştiyakla dinlerler. Âyet-i kerîmede dağların kötü sözleri işittikleri şöyle haber verilir:

«“Rahmân çocuk edindi.” dediler. Hakîkaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız. Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp dağılacak ve yerlere geçecekti! Rahmân’a çocuk isnâd ettiler diye… Hâlbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şânına yakışmaz. Göklerde ve yerde olan herkes istisnâsız, kul olarak Rahmân’a gelecektir.» (Meryem, 88-93) (Beyhakî, Şuab, I, 453; Taberânî, Kebîr, IX, 103)

Demek ki insanların işlediği günahlar, zamanı ve mekânı rahatsız etmektedir. Bunun aksine mü’minlerin işlediği sâlih ameller, ibadetler ve zikirler de zamanı ve mekânı sevindirmekte, mes’ûd kılmaktadır.

UHUD DAĞI’NIN EFENDİMİZ’İ SEVMESİ

Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- bu âleme muhabbeti getirmişlerdir. İnsanlara; dağları, taşları, cansız varlıkları bile sevmeyi öğretmişlerdir. Nitekim bir gün:

“Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Cihâd, 71)

Sanki Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-, Uhud Dağı’nı canlı kabul ediyorlar ve ona muhabbetle yaklaşıyorlardı.

PEYGAMBERİMİZE SELÂM VEREN TAŞ

Buna mukâbil tabiî dağlar taşlar da O’nu seviyordu. Nitekim Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Ben Mekke’de bulunan bir taş biliyorum. Peygamber olmadan önce bana selâm verirdi. Ben o taşı şimdi de biliyorum.” (Müslim, Fedâil, 2)

Bu taş hicrî 10. asırda Zükàku’l-Hacer veya Zükàku’l-Mirfak diye bilinen sokaktaki yüksek taştır.[1]

BÜTÜN DAĞLAR VE AĞAÇLAR EFENDİMİZ’E SELÂM VERİYORDU

Hazret-i Ali -radıyallahu anh- da şöyle anlatır:

“Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Mekke’de idim. Beraberce Mekke’nin bâzı yerlerine gittik. Dağların ve ağaçların arasından geçiyorduk. Peygamber Efendimiz’in karşılaştığı bütün dağlar ve ağaçlar:

«–es-Selâmu aleyke yâ Rasûlâllah!» diyordu.” (Tirmizî, Menâkıb, 6/3626)

ZİKRULLAHTAN UZAK KALAN HURMA KÜTÜĞÜNÜN AĞLAMASI

Aynı şekilde, Mescid-i Nebevî’de kendisine yaslanıp hutbe okuduğu hurma kütüğü bahtiyardı. Peygamber Efendimiz’in yanında olmasından ve başucunda Allâh’ı zikretmesinden büyük bir haz alıyordu. Minber yapılıp Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- hutbelerini onun üzerinde okumaya başlayınca, hurma kütüğü bu ayrılığa dayanamadı. Hâlbuki Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- çok uzaklaşmamıştı, sesini yine işitiyor, kendisini yine görüyordu… Ancak hurma kütüğü O’na iyice yakın olmak istiyordu. Bu sebeple herkesin duyacağı şekilde inlemeye başladı. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- minberden inip kütüğü okşayınca inlemesi kesilerek sükûnet buldu. Peygamber Efendimiz:

“O, yanında yapılan zikrullahtan uzak kaldığı için ağladı!” buyurdu.[2]

Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- canlı cansız hiçbir varlığa kötü söz söylenmesini, lânet ve hakâret edilmesini istemezlerdi. Allah’tan onların hayrını istemeyi, şerlerinden de yine Allâh’a sığınmayı tavsiye ederlerdi. Bütün varlıkları hayır yolunda kullanmayı, onları şerre âlet etmekten şiddetle kaçınmayı emrederlerdi. Nitekim hadîs-i şerîflerinde şöyle buymuşlardır:

“Geceye, gündüze, Güneş’e, Ay’a, rüzgârlara kötü söz söylemeyin! Onlar bir kısım insanlar için rahmet, diğer bir kısım için de azap (vesîlesi)dir.” (Heysemî, VIII, 71)

“Dünyaya kötü söz söylemeyin! O, mü’min için ne güzel bir binektir. Ona binerek hayra ulaşır, yine onunla şerlerden kurtulur.” (Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs, no: 16459)

“Rüzgâra kötü söz söylemeyin! Hoşlanmadığınız bir şeyle karşılaştığınızda şöyle duâ edin: «Allâh’ım! Sen’den bu rüzgârın, getireceği şeylerin ve ona emredilen şeyin hayrını isteriz. Bu rüzgârın, getireceği şeylerin ve memur edildiği işin şerrinden de Sana sığınırız».” (Tirmizî, Fiten, 65/2252)

DÜNYAYA LÂNET OKUMA!

Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh- şöyle buyurmuştur:

“Birisi Dünya’ya lânet ederse Dünya da ona:

«−Hangimiz Allah Teâlâ’ya daha çok isyan ediyorsa Allah ona lânet etsin!» der.” (Beyhakî, Şuab, IV, 302/5187; Hâkim, IV, 348/7870)

HİÇ KİMSEYE KÖTÜ SÖZ SÖYLEME!

Câbir bin Süleym -radıyallahu anh- şöyle anlatır:

“İnsanların, fikirlerine başvurduğu bir zât gördüm; insanlar onun her söylediğini kabul edip yerine getiriyorlardı.

«–Bu zât kimdir?» diye sordum.

«–Allâh’ın Rasûlü’dür.» dediler. İki defa:

«–عَلَيْكَ السَّلَامُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ: Sana selâm olsun ey Allâh’ın Rasûlü» dedim. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

«Aleyke’s-selâm, deme; bu ölülere verilen selâmdır. اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ: Selâm sana olsun, de!» buyurdular. Ben:

«–Sen Allâh’ın Rasûlü müsün?» diye sordum. Fahr-i Kâinât Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

«Ben, bir sıkıntı ve darlık geldiğinde duâ edince senden o sıkıntıyı gideren, bir kıtlık isâbet ettiğinde duâ edince senin için mahsul bitiren, çölde deven kaybolduğu zaman duâ edince deveni sana geri getiren O Allâh’ın bütün insanlara gönderdiği Rasûl’üyüm!» buyurdular. Bunun üzerine ben:

«–Bana tavsiyede bulunsanız!» dedim. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

«Hiç kimseye kötü söz söyleme!» buyurdular.

Ben de ondan sonra -ne hür ne de köle- hiç kimseye, -ne deve ne de koyun- hiçbir hayvana kötü söz söylemedim.

Sonra tavsiyelerine şöyle devam ettiler:

«–Hiçbir iyiliği küçük görme, kardeşine tebessüm ederek konuş, çünkü bu da bir iyiliktir… Elbiseni yerde sürünecek kadar uzatma, çünkü bu kibirden ve kendini beğenmekten ileri gelir; Allah kibirlenip kendini beğenenleri sevmez. Eğer bir kimse sana kötü söz söyler veya gördüğü bir şey sebebiyle seni ayıplarsa, sen o kişiyi, hakkında bildiğin şeyler sebebiyle ayıplama! Onun bu davranışının vebâli kendine âittir.(Ebû Dâvûd, Libâs, 25; Heysemî, VIII, 72)

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Rahmân’ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde vakar ve tevâzû ile yürürler, câhiller kendilerine (hoşa gitmeyecek) lâflarla sataştığı zaman, «Selâm!» derler (geçerler).” (el-Furkân, 63)

“İnsanları arkadan çekiştirip kaş-göz işâretiyle eğlenmeyi âdet hâline getirenlerin vay hâline!” (el-Hümeze, 1)

HİÇBİR ŞEYİ HOR GÖRMEMELİDİR

Lokman Hakîm siyah tenli bir zât idi. Bir kişi onu ayıplayarak:

“–Ne çirkin yüzün var ey Lokman!” dedi.

Lokman Hakîm ona şu hikmetli cevabı verdi:

“–Bu sözünle nakşı mı ayıplıyorsun yoksa Nakkâş’ı mı?” (İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, [Lokmân, 12])

Yani her şeyi Cenâb-ı Hak yaratmıştır ve hepsinin ayrı ayrı pek çok hikmetleri vardır. Dolayısıyla hiçbir şeyi hor görmemelidir.

İSLÂM KÂİNATTAKİ HER ŞEYE HUZUR BAHŞEDER

İşte İslâm bu şekilde kâinâttaki her şeye huzur bahşeder. Ona sıkıca sarılan insanlar hem kendileri huzur bulur hem de çevrelerine huzur tevzî ederler. Vefât ettiklerinde, insanlarla birlikte semâvât ve arz da arkalarından ağlar. Dünyadakiler bu güzel insanları kaybettikleri için üzülürken, kabir ehli ve melekler onları büyük bir neş’e ve sürûrla karşılarlar. Dünyası bu şekilde güzel olan insanın ebedî hayatı da elbette daha güzel olur.

İslâm’a tâbî olmayan, nefsinin istediği şekilde bencil bir hayat süren insanlar ise dünyayı ve ehlini rahatsız ettikleri gibi öldükten sonra komşu oldukları kabirleri de rahatsız ederler. Onlar öldüğünde ister istemez insanların hatırına şâirin şu sözü gelir:

Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzûr,
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubûr!

Yâ Rabbî! Bizlere İslâm’ı en güzel şekilde anlayıp hayatımıza tatbîk ederek iki cihanda da selâmete ermeyi nasîb ve müyesser eyle! Elimizden ve dilimizden hiçbir varlık zarar görmesin! Kimseyi incitmeden ve kimseden incinmeden huzurlu bir hayat yaşamayı ihsân eyle! Bizlere lûtfettiğin bütün âzâları ve nîmetleri hep hayır yolunda kullanmayı nasîb eyle!

Âmîn!.. 

Dipnotlar: [1]İbn-i Hacer el-Heytemî, el-Cevheru’l-Munazzam fî Ziyârati’l-Kabri’l-Mükerrem, Beyrut 1427, s. 155; Halebî, Sîret, I, 486. [2]Bkz. Buhârî, Menâkıb, 25, Cum’a, 26; Tirmizî, Cum’a 10, Menâkıb 6; Nesâî, Cum’a, 17; İbn-i Mâce, İkàme, 199; Dârimî, Mukaddime 6, Salât 202; Ahmed, I, 249, 267, 300, 315, 363.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Din İslâm, Erkam Yayınları.

Paylaş.

Yorumlar