CUMA HUTBESİ

0

Cuma âyetindeki “Allah’ın zikrine koşunuz” ifadesindeki “Allah’ın zikri”nden maksat, Cuma namazı ve hutbedir. Hz. Peygamber hutbesiz hiçbir Cuma namazı kıldırmamıştır. Hutbe şart olmasaydı kimi zaman onu terkederek farz olmadığını gösterirdi. İbn Ömer ve Hz. Âişe’den Cuma namazının hutbe sebebiyle iki rekât kılındığı nakledilmiştir.( Serahsî)  Hutbe, birilerine hitap etmek ve bir şeyler söylemek demektir.

Hutbenin amacı, Allah’ın yüceliğini ve üstünlüğünü dile getirme yanında, haftada bir gün bir yerde toplanmış olan mü’minlerin, o yörede en üst düzey yönetici ya da bilgin bir imam tarafından din ve dünya işleri konusunda bilgilendirilmesidir. Buna göre, vakit girdikten sonra, en az bir kişinin huzurunda hutbe okunması gereklidir. Hutbe sırasında hiçbir cemaat bulunmayıp da daha sonra namazda bulunacak olsa namazları caiz olmaz.

Cemaatin hutbeyi işitmeleri şart değildir. Mutlak hazır bulunmaları yeterlidir. Hutbe sırasında yolcu bile olsa, bir mükellef erkeğin bulunması yeterli görülmektedir.

CUMA HUTBESİNİN RÜKNÜ

Ebû Hanife’ye göre hutbenin rüknü Allah Teâlâ’yı zikretmekten ibarettir. Bu yüzden hutbe niyetiyle yalnız “elhamdülillâh” veya “sübhânallâh” yahut “lâ ilâhe illallâh” demek suretiyle hutbe şartı yerine getirilmiş olur. Çünkü “Allah’ı zikretmeye koşun” âyet-i kerimesinde, zikrin azı ile çoğu arasında bir ayırım yapılmamıştır. Hz. Osman’ın halife olunca ilk Cuma hutbesinde “elhhamdülillâh” dedikten sonra dili tutulmuş ve minberden inerek Cuma namazını kıldırmıştır. Ancak bu kadarla yetinmek yaygın uygulama ile çelişeceği için mekruh olur.

Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, hutbe denecek kadar uzun bir zikrin yapılması gerekir. Bu da “tahıyyât duası” kadar hamd ve salavât ile müslümanlara duayı içine almalıdır.

Hanefîlere göre hutbe hamd, salavat ve dua yanında, öğüdü de kapsadığı için bunun Arapça olması şart değildir. Her toplumun kendi anladığı dilde irad edilmeli ki insanlar verilen bilgi ve öğütleri anlayabilsinler. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre ise hutbenin Arapça olması geçerlilik şartıdır.

İmam Şâfiî’ye göre hutbenin beş rüknü vardır: Her iki hutbede Allah’a hamdetmek, Hz. Peygamber’e salavat getirmek, takvâyı tavsiye etmek, tercihen birinci hutbede bir âyet okumak ve ikinci hutbede mü’minlere dua etmektir. Sonuncu madde dışında Hanbelîler’e göre de hutbenin rükünleri Şâfiîler gibidir.

CUMA HUTBESİNİN VÂCİPLERİ

İmam Mâlik’e göre hutbenin rüknü, mü’minler topluluğuna hitaben müjdeli veya sakındırıcı ifadeler taşımasıdır. Hutbenin vâcipleri şunlardır:

a) Hutbeyi ayakta ve insanlara karşı yönelerek okumak,( Ebû Dâvud, Salât, 21 9-222 .)

b) Küçük ve büyük abdestsizlikten temizlenmiş olmak,( Buhârî, Cum’a, 1-6)

c)Avret yeri kapalı bulunmak.

CUMA HUTBESİNİN SÜNNETLERİ

Hutbeyi ikiye ayırmak, bunların arasında bir tesbih veya üç âyet okunacak kadar oturmaktır. Bu yüzden buna iki hutbe denir. Bu iki hutbeden her biri hamd’i, şehadet kelimesini, salat-ü selâmı ihtiva etmeli ve birinci hutbe, bir âyet-i kerime tilâvetiyle bir öğüdü, ikinci hutbe de mü’minler hakkında duayı içine almalıdır.( Müslim, Cum’a, 33, 60; Tirmizî, Cum’a, 11 , H. No: 506) Bu ikinci hutbede hatibin sesi birinci hutbedekinden daha alçak bulunmalıdır. Bunlar da hutbenin sünnetlerindendir.

Her iki hutbeyi uzatmamak da sünnettir. Tıvâl-i Mufassala’dan, yani “Huccurât” sûresiyle “Burûc” sûresine kadar olan sûrelerin herhangi birinden uzunca okumak özellikle kış mevsiminde mekruhtur. Cemaati nefret ettirmemek gerekir.( Kâsânî, a.g,e, I, 26 3 vd; İbnu’l-Humâm, age, I, 421 ; İbn Âbidîn, age, I, 758, vd; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I,146)

Hatip minbere çıkıp oturduğu zaman, onun önünde bir müezzinin ezan okuması gerekir. Hz.Peygamber döneminde okunan ezan budur. Sâib İbn Yezzîd (r.a) şöyle demiştir: “Hz Peygamber, Hz. Ebû Bekir ve Ömer dönemlerinde Cuma günü okunan ezan ilk ezandı. Hz. Osman, halife seçilip nüfus da çoğalınca,Medine çarşısında Zervâ denilen yerde ikinci bir ezan daha ilave etti. Hz. Peygamber’in kıldırdığı namazlarda bir kişi müezzinlik yapıyordu.” (Nesâî, Cum’a, 15, H. No: 1390; Şevkânî, age, III, 262)

Hatip ilk ezandan sonra ayağa kalkar,( Cum’a, 62 /11 ; Nesâî, Cum’a, 18)  gizlice eûzü okuyarak, açıktan Allah’a hamd ve senâda bulunur, hutbesini cemaate karşı sunar. Güç kullanarak alınan bir beldede hatip sol elinde tutacağı bir kılıca dayanarak hutbesini okur. Bu durum İslâm’ın kuvvet ve hakimiyetinin sembolü olup, İslâm mücahidlerinin dayandıkları gücü gösterir. Hutbe bitince kâmet getirilir. Bunlar da hutbenin sünnetlerindendir.

Hutbenin sünnetlerini terk etmek mekruh olduğu gibi, hutbe okunurken konuşmak ve konuşanı uyarmak da mekruhtur. Yine hutbe dinleyenlerin sağa sola bakması, selâm verip alması da mekruh sayılmıştır. Ebû Hüreyre’den rivayete göre, Nebî (s.a.s), “Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına “sus” diyen kimse boş konuşmuş olur.” (Nesâî, Cum’a, 22 ; Ebû Dâvud, Salât, 22 8, 22 9, H. No: 1112 ; İbn Mâce, İkâme, 86, H. No: 111 0; Tirmizî, Cum’a, 16 , H. No: 512 .) buyurmuştur. Selmân (r.a), Nebî (s.a.s)’in kendisine şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Cuma günü, emrolunduğu gibi iyice temizlenen, sonra evinden çıkıp Cuma namazına giden ve namaz kılıncaya kadar susan hiçbir kimse yoktur ki bu ameli, önceki Cuma ile aradaki günahlarına keffaret olmasın.” (Nesâî, Cum’a, 23)  Ebû Hüreyre’nin rivayetinde, bu kişinin iki Cuma arası ve ek üç günde işlediği günahlarının bağışlanacağı belirtilir. (Müslim, Cum’a, 26 ; İbn Mâce, İkâme, 81, H. No: 1090)

CUMA NEDİR? CUMA NAMAZI NEDİR?

CUMA NAMAZI NASIL KILINIR?

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, İslâm İlmihali, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar