Çemberlitaş Tarihi

Araştırmacı-Yazar Fahri Sarrafoğlu, Erkam Radyo'da icra edilen "İstanbul'un Sırları" programında Bizans döneminde inşâ edilen  ve İstanbul'un simgelerinden biri olan "Çemberlitaş'ın sırrı"nı anlatıyor...

Çemberlitaş Sütunu, İstanbul’un yedi tepesinden biri olarak bilinen Çemberlitaş’a, İmparator I. Konstantin onuruna 330 yılında dikilen sütundur.

ÇEMBERLİTAŞ HAKKINDA BİLGİ

Bizans İmparatoru Konstantin, Roma’da bulunan Apollon tapınağından söktürdüğü 57 metre uzunluğundaki Çemberlitaş sütununu, günümüzde bilinen yerine diktirmiştir. Çemberlitaş sütununun orijinalinde, üst bölgesinde güneşi selamladığı rivayet edilen bir Apollon heykeli bulunmaktadır. Ancak Konstantin 330 yılında bu Apollon heykelini İstanbul’a dikildiği zaman söktürmüş ve yerine kendi heykelini diktirmiştir.

Yapılan bu değişimden sonra, İmparator Julianus ile Theodosius heykelleri sütunun üzerine yerleştirilmiştir. 1081 yılında meydana gelen yıldırım düşmesi olayından sonra, heykeller devrilmiş, sütun onarıma tabi tutulmuş ve üzerine kaide biçiminde bir başlık ile birlikte büyük bir haç konulmuştur.

1453 yılında İstanbul fethedildikten sonra, üzerindeki haç çıkartılmış ve Yavuz Sultan Selim döneminde Çemberlitaş sütunu yenilenmiştir. Büyük bir yangın atlatan ve bu neden ile mermerleri zarar gören Çemberlitaş sütunu, Sultan II. Mahmut tarafından demir çemberler ile sardırılmış ve yapısı sağlamlaştırılmıştır.

Sultan II. Mustafa’dan beri sütunun ismi, sarılan demir çemberler nedeni ile Çemberlitaş olarak anılmaya başlanmıştır. Çemberlitaş sütunu, her biri 3 metre çapında olan bilezikler vasıtası ile birbirine bağlanan, 3 ton ağırlığındaki 8 adet sütundan ve 1 adet kaideden meydana gelmektedir.

ÇEMBERLİTAŞ NEREDEDİR? - HARİTA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.