CANIMIZI YAKAN GERÇEKLER

0

Neredeeen nereye, diyeceğimiz dönemler içinde yaşıyoruz. Dün hayal edemediklerimizle, ufkumuza getiremediklerimizle buluşturuyor Rabbim bizi. Kucağımızda bulduklarımızı, zamanın hızlanan akışı içinde nereye nasıl konuşlandıracağımızı bilmekte zorlanıyoruz.

Geldiğimiz nokta değerleri ile yaşamak isteyen bizler için, “Tam zamanı.” diyebileceğimiz; bu zamana kadar ürettiklerimizi, gönlümüzde beslediklerimizi uygulayabileceğimiz dönemdeyiz, dedirtiyor.

Ancak, bir türlü ateşleme yapamayan araba motoru gibi; kontağı çeviriyorsunuz, bir ses var ama motor bir türlü çalışmıyor. Çalışması için gereken yakıtı, ateşlemenin gerçekleştiği nokta ile bir türlü buluşturamıyorsunuz. Yoksa elimize bir fırsat geçse, aslında bize -tabiri caizse- bir şans verilse, diye hayıflanıp durduğumuz zamanları, heba mı etmişiz ne?

YOLA ÇIKACAĞIZ AMA NE AZIK VAR NE YOL BİLGİSİ

Bir taraftan sahip olduğumuz kıymetleri dağıtıp, mirasyediler gibi har vurup harman savurmuşuz, diğer taraftan geleceğe dair yapacaklarımızın ne temellerini atmışız, ne alt yapısını hazırlamışız.

Yani demek istiyorum ki, yola çıkacağız ama ne azık var ne yol bilgisi. Ne kiminle yola çıkacağımızı biliyoruz, ne hedefi kestirebiliyoruz.

Belki biraz acımasız eleştiriler gibi gelebilir ama, canımız yandığı için bunları söylüyorum. Evet; evladımız canımızı yakıyor, elimiz kolumuz bağlı çare üretemiyoruz. Komşumuz canımızı yakıyor, nutkumuz tutuk, uzlaşı sağlayamıyoruz, Ticaretimiz canımızı yakıyor, helal dairesinde kalma çabalarımız netice vermiyor, İhvanımız canımızı yakıyor, tavsiyeler, telkinler, yıllardır verilen emekler bir adım ilerletmiyor. Aynı topraklarda yaşadığımız insanlar canımızı yakıyor, makulde meşruda bizi birleştirmiyor, Filistin, Ortadoğu, Afrika canımızı yakıyor, koca coğrafyada olanlar olmuş oluyor biz neden sonra oraya gidiyoruz.

Yine de şükrediyoruz, ya hiç canı yanmayanlardan olsaydık. Yani olanlardan etkilenmeyen duyargaları körelmişlerden olsaydık.

ELHAMDÜLİLLAH

Demek ki biz; o körlerden, o sağırlardan, o hissizlerden değiliz. Değiliz elbette. Değiliz deeee… Acilen içine hile katılmamış bir boy aynasının karşısında durmamız lazım.

Eşimizin, dostumuzun, ihvanımızın biri diğerine gerçeği söyleyip, kendimizi yükseklere çıkarmadan, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!” diyerek, “Ne üretmişiz imkânlara rağmen?” diyerek; eleştirirken, “Ne ortaya koymuşuz?” diyerek, “Sahaya hiç inmeden hep tribünde mi kalmışız?” realitesini görerek, bir el bir omuz istendiğinde en arkalarda yer tutup, fotoğraf karesinde önde mi olmuşuz, bunu bilerek…

Bak bu da bizden sonra amel defterimize hayır kanalı olsun diyeceğimiz ne var söyler misiniz Allah Aşkına?!..

Tabi böyle bir günde can sıkmak değil amacım: Güzellikleri, iyilikleri, hayırları artırmak adına üzerimize düşen için farkındalık oluşturmak. Rahatlığın zirvesinde olduğumuz bu günlerde, daha da rahatlatarak birbirimizi hoşnut bırakmak da değil.

NE KADAR SERMAYEMİZ VARSA İNSANA YATIRMALIYIZ

Talip değil miyiz, ecdadımız Osmanlı’nın geldiği nokta­ya? Tarık bin Ziyad ve Musa Bin Nusayr’la başlayan ve İs­pan­ya’da Müslümanların me­de­niyette çıktığı zirveye? Efen­dimiz’in (asv) bıraktığı ve bizim emanetlerine sımsıkı sarılarak, kazanacağımız ahiret hayatına?

Sadece biyolojik anlamda anlayarak değil, şahsiyetli insan üretmeliyiz. Ne kadar sermayemiz varsa, insana, geleceğine, geleceğimize yatırmalıyız.

Bu insanı üretecek insanı üretmeliyiz. Sistemi üretmeliyiz. İyi niyetli olmak yeterli değil, teknik donanımımız da olmalı. Alanında uzmanları bulmalıyız. Sözü erbabına bırakmalı, emaneti ehil olana vermeliyiz. Böylelerine değer vermeliyiz, sözde değer değil sadece, anlıyorsunuz değil mi? Fırsat sunup, destek olup dua etmeliyiz.

GENÇLİK NEREDE?

Belki yanı başımızda Suri­ye’de, Irak’ta binlerce genç katledildi, katlediliyor. Nice günahsız bebeler savaşın acımasız yüzüyle karşılaşıp, solup gidiyor. Ama içinde bulunduğumuz zamanda maalesef eğitimin henüz bir sisteme oturtulamamasından dolayı, gençliğimiz, bizi çıkarması gereken noktadan ve anlayıştan çok uzakta.

Yani demek istiyorum ki; burada da canlı kıyım var. Canı bırakılıyor, içi boşaltılıyor. Ulaşamadıklarımıza hayıflanıyoruz, buluştuklarımıza zaman ayıramıyoruz.

Kısacası canımız yanıyor, çözüme ortak, akıl ve gönül arıyoruz. Büyüyen ama hantallaşan yapılarda sıçrama yapacak, insan bakıyoruz. Akillerden ortaya konmuş ciddi projeler bekliyoruz. Ön cephedeki mücadelede verirken, arkadaki lojistik destek ihmal edilmemeli. Kulelerin yüksekliği, hemen dibini görmeye engel olamasın.

Kaynak: M. Ali Koyuncu, Altınoluk Dergisi, 368. Sayı

Paylaş.

Yorumlar