BU SORUYU KENDİNİZE HİÇ SORDUNUZ MU?

0

“Bu ayet kime hitap ediyor?” sorusu aslında Kur’an-ı Kerim’deki her ayet için sorulabilir. Çünkü Allah Teâlâ’dan gelen vahiy, insanın bir yanını Allah ölçülerine göre inşa etmek, ihya etmek, imar etmek içindir.

“Yapılması emredilenler” yapıldığında “Kur’an insanı” olmamız içindir, yapılmaması istenenler yapılmadığında da yine “Kur’an insanı” olmamız içindir. “Kur’an insanı” dediğimizde de hani yine  Kur’an’da “ricalullah” diye, “Rabbaniyyun” diye nitelenen daha Türkçe bir ifadeyle “Allah adamı” denen insan kastedilmektedir. Onun ufuk çizgisi ise Hazreti Aişe validemizin o çok güzel tanımlaması ile “Canlı Kur’an” olarak Rasulü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizdir.

Maide Suresi 2’inci ayeti içinde yer alan mümin tarifinde bir önemli şahsiyet boyutu olarak zikredilen “birr (iyilik) ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” şeklindeki ilahi ihtar da istisnasız her insana, daha doğrusu her mü’mine yöneliktir.

Yani birr ve takvada yardımlaşmak mü’minden istendiği gibi, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmamak da yine mü’minden istenmektedir.

Diğer bir ifadeyle söylersek, Rabbani nazarda mü’minlerin bunların hatırlatılması gereken insanlar olduğu anlaşılmaktadır. Hikmet nazarıyla bakıldığında kelam-i ilahide asla fazlalık, söz israfı olmayacağına göre, mü’minlere, hem iyilik ve takvada yardımlaşmanın, hem de günah ve düşmanlıkta yardımlaşmamanın hatırlatılmasının, onların şahsiyet disiplinlerinin oluşmasında kaçınılmaz olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

MÜSLÜMANIN HEDEFİ

Birr ve takva, aslında mü’minin asli vasıflarındandır. Mü’min iyilik insanıdır ve mü’min takva ehli olmayı hedeflemiş insandır.

Aynı şekilde mü’minin, günah işlememe hassasiyetine sahip ve Kur’an’ın öğrettiği “Vela udvane ila alezzalimin – Zalimlerden başkasına düşmanlık yok” (Bakara, 193) şeklindeki ölçü çerçevesinde, düşmanlığı zalime ve şeytaniyete hasreden şahsiyet yapısıyla lâyık olmayana düşmanlık etmesi söz konusu değildir.

Ayette üzerinde Rabbani hassasiyetin teksif olduğu kelime “teavün – yardımlaşma” kelimesidir.

Buradan öncelikle mü’minlerin bir topluluk olma haline işareti okumaktayız.

İkincisi, ayetten yine mü’minlerin birbirlerinin şahsiyetlerini inşa veya imar sorumlulukları bulunduğunu anlamaktayız.

Ve yine ayetten “yardımlaşın” ihtarının bağlandığı iyilik ve takva’nın mü’mini böyle bir yardımlaşmaya muhtaç kılan özellikler olduğu sonucunu çıkarmaktayız.

Ve son olarak ayetteki “yardımlaşmayın” ihtarının, mü’minin sakınması gereken iki özellik, “günah” ve “düşmanlık” alanında yardımlaşarak, birbirini besleme, tahrik ve teşvik etme, günah işlemeyi ve düşmanlığı kolaylaştırma riski bulunduğu, oysa mü’minlerin birbirine karşı sorumluluğunun bu alanda yardımlaşmayı değil, belki İslam’ın diğer bir rüknü olan “Nehy ani’l münker – Kötülükten men etme”yi gerektirdiği kanaatine ulaşmaktayız.

İYİLİK VE TAKVADA YARDIMLAŞIN

Bunun İslam fıkhındaki def’i mefasid – kötülüklerin def edilmesi ve celb-i menafi – iyiliklerin celbi prensibinin ikisi müspet ikisi menfi dört özellik çerçevesinde önümüze konduğunu düşünebiliriz.

Ayetteki ihtarları yine fıkıhtaki “def’i mefasid celbi menafiden evladır – Yani kötülüklerin defedilmesi, iyiliklerin yapılmasından önceliklidir” hükmü gereğince “yardımlaşmama” çağrısını öncelikli sorumluluk çerçevesinde anlayabiliriz. Böyle bakıldığında ayeti “yardımlaşacaksanız iyilik ve takvada yardımlaşmayı önceleyin, sakın günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” şeklinde anlamak mümkündür.

Ama bir başka açıdan baktığımızda Kur’an’da “İyilik ve takvada yardımlaşın” ihtarı önce gelmektedir. Bunda da bir hikmet aramak gerekir. Muhtemeldir ki sünnetullahta, iyilik ve takvada yardımlaşan bir mü’minler topluluğunun, günah ve düşmanlık gibi alanlara savrulması ihtimalinin azalacağı kabul edilmektedir. Yani mü’minler bir iyilik ve takva toplumu olurlarsa – oluştururlarsa günah ve düşmanlık zeminleri önemli ölçüde tasfiye olacaktır.

Nereden bakılırsa bakılsın, Allah Teâlâ, mü’minlerin gündemine hem birr ve takva sahibi, hem de günah ve düşmanlıklardan sakınan bir kişilik ve toplum inşasını koymaktadır.

İSLAM TOPLUMUNA NE DENSE YERİDİR?

Ayet üzerinde biraz daha düşündüğümüzde, birr ve takva sahibi bir insan ve toplum inşası için mü’minlerin “yardımlaşma” ihtiyacı içinde olduğunu anlamamız mümkündür. Hiç şüphesiz insan birr ve takvaya erebilmek için ferdi bir inşa gayreti içinde olmalıdır. Ama birr ve takvanın teneffüs edilen bir iklim haline gelmesi her ferdin o iklimin inşasına katkıda bulunması ile mümkündür ki onun da yolu, insanların birbirine iyilik ve takva hassasiyeti taşımasıdır.

İslam toplumu bir iyilik ve takva toplumu dense yeridir.

Her bir bireyi birbirine maddi ve manevi iyilikler taşıdığı toplumdur “Birr toplumu.”

Ve yine her insanın Allah Teâlâ’nın çizdiği sınırları gözetme, sınırları çiğnememe, Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu kaybetmekten çekinme, sakınma, hatta korkma hassasiyeti taşıdığı toplumdur “Takva toplumu.”

İyilikte yardımlaşın ki, iyiler tek kalmasınlar. Mü’minler birbirlerinin iyiliğinden emin olsunlar. İnsanların mü’min bir topluluk hakkında ümidi diri kalsın. “Bana bir iyilik dokunur mutlaka” desin iyiliğe muhtaç olanlar. “Sevdiklerinizden vermedikçe birre (iyiliğe) eremezsin” diye buyuruyor Allah Teâlâ. (Al-i İmran, 92) Buna göre “birr” mü’min vasfında bir tırmanma şeridi. O şeritte ilerlemenin yolu Allah Teâlâ tarafından “sevdiklerinden vermek” olarak gösterilmiş. Başkası size verdiğinde iğreneceğiniz bir şeyi siz başkasına verdiğinizde “birr” olmuyor. “Birr” bir anlamda “kaliteli iyilik” demek. Allah’ı hoşnud edecek bir iyilik demek.

Takvaya gelince… Takvada yardımlaşın ki, Allah’ın sınırları gözetilmiş olsun.  Hani Hazreti Ömer Ubey bin Ka’b’a “Takva nedir?” diye sorduğunda onun verdiği bir cevap var ya:

-Dikenli bir yolda yürüdüğünü düşün Ömer, hani orada eteklerini çemrer, dikenlere basmamak için azami hassasiyet gösterirsin ya, işte odur takva.

İşte hayatı böyle yaşamaktır takva.

Titizlik yani. İtina. Allah’ın sınırlarını gözetme. Hukukullahı aşmama. Aştın ayağına diken batmışçasına “Eyvah” diye hoplayacaksın. “Ne yaptım ben, Rabbimin sınırlarını nasıl çiğnedim”, diye yanacaksın.

TAKVADA YARDIMLAŞAN MÜ’MİNLER TOPLULUĞU

Takvada yardımlaşın ki, “müttakiler – sakınanlar” toplumu oluşsun. Birbirini yıkayan iki el gibi, birbirini sınır ihlalinden koruyan iki dost gibi, birinde açılan yaranın kendi bünyesinde de sancı oluşturacağı kaygısını taşıyan bünyenin uzuvları gibi…

“Takvada yardımlaşın” ihtarı, aslında “Günahta yardımlaşmayın” ihtarının pozitif karşılığı gibidir. Çünkü günah, hududullah aşımıdır. Sınır çiğnenmesidir.

“Günahta yardımlaşmama” hassasiyeti, otomatikman “Takvada yardımlaşma”nın kapısını aralayacaktır. Ya da tersine “Takvada yardımlaşan” mü’minler topluluğu günah karşısında zaten zırhlanmış olacaktır.

“Günahta yardımlaşmamak” öncelikle “Günah duyarlılığı” taşımayı gerektirir. Neye dokunulmayacağını bilmek gerekir ki, bir başkası ile dokunulmaması gerekene dokunma noktasında işbirliği yapılmasın.

Günah, günah, günah…

Allah Teâlâ’nın “yapmayın” dediği şeyler.

Günahta yardımlaşmak nedir diye sorulduğunda, belki de şöyle bir cevap verilebilir:

-Günah işlemeyi kolaylaştıran her şey günahta yardımlaşmaktır. İster tek insan kolaylaştırsın, ister devlet, ister patron, ister amir, ister ana – baba, ister arkadaş topluluğu…

Günah, dokunduğunda mü’minin yüreğini yakan şeydir. Şeytanın dokunduğu şeydir günah. Kalbe şeytan yansımasıdır günah. Cehennemden bir parçadır günah. Dolayısıyla kim onun yolunu açıyorsa, cehennemin yolunu açıyor demektir insana.

Çalınmış bir bal sunulsa insana, o bal zehire dönüşür.

Günahta yardımlaşmak, bir bakıma Kur’an’ın işaret ettiği “mal ve  evlatlarda şeytanla ortaklık etmek” gibidir. (İsra, 64)

DÜŞMANLIKTA YARDIMLAŞMAYIN!

Ve Rabbimizin mü’minlere yönelik “düşmanlıkta yardımlaşmama” ihtarı.

Allah Teâlâ hem “Şeytan’ı insanın düşmanı” olarak niteliyor, hem de şeytanın mü’minler arasına düşmanlık ve kin düşürmeye çalışacağını bildiriyor.

“Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Suresi, 91)

Mü’minler arası ilişki, gerçekte “ancak kardeşlik” ilişkisidir. (Hucurat, 10) Mü’minler sever birbirini, merhamet eder. Yaralarını sarar. Aralarına tefrika düştüğünde zaafa uğrayacaklarını, rüzgarlarının, devletlerinin gideceğini bilir. Birbirlerini sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmayacaklarını, dolayısıyla cennet yolunu bulamayacaklarını bilir mü’minler.

Ama ayete baktığımızda mü’minlerin “düşmanlıkta yardımlaşma” gibi bir zaafa düşebileceklerini de anlıyoruz ki Allah Teâlâ onları “Düşmanlıkta yardımlaşmayın” diye ikaz ediyor.

Nasıl bir şey acaba “düşmanlıkta yardımlaşmak”?

Muhtemelen iki mü’minin birbiriyle ilişkisini torpilleme yolundaki her davranış, hangisinden yana olunursa olunsun “düşmanlıkta yardımlaşma” olarak anlaşılabilir.“Düşman”ı tanımlamak önemli burada. Allah dostları “Günaha düşmanlık”la, mü’min kardeşi ayırdetmek için azami itina göstermişler. Günah işleyeni düşman saymamış, onu şeytanın elinden kurtarmak gibi bir görev üstlenmişler.

Nitekim, Rasulullah (s.a.v.)’in huzuruna sarhoş olarak gelen bir kişiye sahabenin çıkışıp azarlamalarına karşılık Rasulullah farklı bir tutumla; “Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın” buyurmuştur. (Buhari, Hudud, 4, 5)

Şu anda İslam dünyasında “Müslüman” diye tanımlanan insanların, grupların birbirleriyle ilişkisine baktığımızda Rabbimizin “Vela teavenu alel ismi vel udvan” ikazını, ihtarını çok daha iyi anlıyoruz. “Bu ayet kime hitap ediyor?” sorusu o kadar anlamlı ki.. Belki de her Kur’an ayeti için kendimiz dahil her Müslüman’ı “Bu ayet kime hitap ediyor” sorgusuna tabi tutabiliriz. Hem üç – beş kişi bir araya gelip bir başka mü’mini boğazlama kararı (fetvası) veriyor, üstelik bu fetvayı Allah’a izafe ediyor, hem de belki bu ayet dillerimizden düşmüyor. Acaba bir an tereddüt edip kalblerimize danışıyor muyuz, yaptığımız iş “düşmanlıkta yardımlaşma”nın neresine düşüyor diye? Eskiden düşmanlıkta yardımlaşma belki de bireysel gıybetler, yalanlar, iftiralar, söz getirip götürmelerle olurdu. Şimdi küresel çapta medya ilişkileri ile oluyor düşmanlıkta yardımlaşmalar. Hem de İslam’ın düşmanlarını Müslümanların üzerine sürmek ölçüsünde… İslam’ın düşmanları ile mü’minlere karşı ve kendisini de mü’minlerden sayarak yardımlaşmanın Teâlâ nezdindeki anlamı nedir, diye sormak gerekmiyor mu?

Bir başka mü’mine iyilik ve takva mı taşıyoruz, yoksa günah ve düşmanlık mı? Hayatımızın en önemli sorusu budur.

Kaynak: Ahmet Taşgetiren, Altınoluk Dergisi, Ekim 2015, 356. Sayı

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
ERTUĞRUL BEY KİMDİR?

Ertuğrul Gazi,  Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gâzi'nin babasıdır. Oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan olan Süleyman Şah'ın oğludur. 1198 yılında...

Kapat