'borç' İnsanı Huzursuz Eder!

Boçlu insan, borcunu ödemediği veya ödeyemediği müddetçe cemiyet hayatında itibarını kaybeder. Kaybedince de adeta cemiyete, yani topluma karşı küser, hırçınlaşır, kimseyi sevemez hale gelir. Bu yüzden borcun vebalini bilmek gerekiyor, olur da borç almak durumunda kalırsak da onu vermek için helal yoldan kazanmalı borcunu ödemekte kararlı olmalıdır. 

Bir ahbabımız vardı. Muhtelif hocaefendilerden dînî ders almış. Arapçası kuvvetli olup tefsir, hadis, fıkıh bilgilerine vukûfiyeti vardı.

Zaman geldi, evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu. Kendisi Konya’nın bir köyündendi. Nevşehir’e yerleşmiş, kendisine müftilikden vaizlik vazifesi verilmişti.

On beş yirmi sene kadar evvel maaşlar çok cüz’î bir ölçüde idi. Ona rağmen vaiz Osman efendi, hayatını maaşına göre ayarlamış, hiç maddî sıkıntı çekmiyor, kimseye el açmıyor, icab etdiği zamanlar ekmeğini tuza banarak katık etmesini biliyordu.

O kadar müstağnî, gönlü zengin idi ki, oradaki zenginler, bunun ihlâs ve çocuklarını yetiştirme kabiliyetini bildikleri için yavrularının bilgi sahibi olmaları için, onu tercih ediyorlardı.

O büyük şevk ve gayret ile Allah’ın rızasını gözeterek, onları red etmiyor, çocuklarla alâkadar oluyordu. Okuma ücreti diye bir şey almıyor “bizim hocalarımız öğrettikleri için bizden karşılık almamışlardı” cevabını veriyordu. Böyle olunca Allahü Teâlâ kendisinden razı oluyor ve halka da kendisini sevdiriyordu.

Bekârken gezmeyi çok severdi. Şehirden şehire kasabadan kasabaya seyahat ederdi. Durduğu yerde duramaz, bugün burada yarın şurada vakit geçirirdi. On beş sene kadar olmuş Osman efendi adeta gaiblere karışmışdı. Kendisinin nerede olduğundan haberimiz olmuyordu.

Yolumuz Nevşehir’e uğramışdı, gelen ahbablarımız meyanında, Osman efendi de ziyaret kastı ile çıka geldi. Herkes ayrılmış, Osman efendi ile yalnız kalmıştık. Osman efendiye uzun zamandır İstanbul’a gelmeyişinin sebebini sordum. Cevaben dedi ki:

Elhamdülillah rahatım çok iyi, çoluk çocuğa karıştık. Ben bu şartlarla İstanbul’a gelecek olursam, bir aylık maaşımı harcamak icab Şayet harcar isem, borçlanacağım da. Bu sefer huzurum kaçacak. Telâş sıkıntı her yerimi saracak. Allah’ın verdiği bu huzuru kaybetmemek için buradan ayrılmamayı tercih ediyorum. Çünkü borçlanmadaki vebali biliyorum.

KARDEŞLİK OLSAYDI BENİM BORCUMU ÖDERLERDİ!

Sonra işittim ki Osman Efendi’nin bu ferağatkârane hizmetlerini gören, civar halkı kendisine bir daire alıyorlar. Kendisi kabul etmek istememiş ise de, onların ısrarları üzerine sonunda muvafakat ediyor. Huzur içinde hayat geçirirler inşaallah.

Boçlu insan, borcunu ödemediği veya ödeyemediği müddetçe cemiyet hayatında itibarını kaybeder. Kaybedince de adeta cemiyete, yani topluma karşı küser, hırçınlaşır, kimseyi sevemez hale gelir.

Sadrı daralır, kalbi sıkışır. Mes’ud, muvazeneli insanları görmek dahi istemez, adeta düşman kesilir. "Bu ne biçim müslümanlık! Kardeşlik olsaydı onlar benim borcumu öderlerdi", mülahazasında bulunur.

Halbuki böyle şeyler düşünmeyip, “Borcumu ödemekte kararlıyım. Allahü Teâlâ’nın yardımı ile bunu tesviye etmekte azimliyim. Her ne pahasına olursa olsun her hususta fedâkârlık eder, icabında, ekmeğimi tuza katık eder, borçlarımı öderim, ben de ihlâs ve istikamet üzere oldukça, Allahü zülcelal hazretleri kefilim olur diye sıdk ile niyetini hâlisleştirir ise, Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin nusreti erişir, kendisi de bu bâdire- den kurtulur.

BORÇLULAR İÇİN DUALAR

Ayrıca borçtan halâs olmak için (kurtulmak için) aşağıdaki dualara devam etmelidir:

“Ey Rabbim, helâl kıldıklarını bana kâfi kılarak, haram kıldıklarında beni muhafaza et, beni fazlınla senden başkasından müstağnî kıl.” (Tirmizî)

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz buyurdular:

– Sana bir dua öğreteyim ki, onunla dua edersen dağ kadar borcun da olsa, Allah onu ödemeye muvaffak kılar.

De ki ey Muaz:

“Ey mülkün sahibi, mâliki olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, mülkü diledidr ğinden çeker alırsın. Dilediğini aziz kılarsın, dilediğini zelil kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen her şeye kadirsin. Ey dünya ve ahiretin Rahmanı, sen onu dilediğine verirrd sin, dilediğine vermezsin. Beni sen başkasının acımasından müstağnî kılarak, bir rahmet ile bana rahmet eyle!” (Tuhfetü’z-zâkirîn, 209, Taberânî)

Borçlu olan kişi sabah namazından sonra üç yüz defa “Bismillahirrahmanirrahim. Rabbenedr ’ftah beynenâ ve beyne kavminâ bil hakkı ve ente Hayru’lrFatihin.” ayetini dua niyyetiyle okumalı ve her yüz defanın sonunda “Allahümme Ya müfettiha’lrebvâb iftah lenâ hayra’lrbâb” diye dua etmelidir. Böylece inâyet-i ilahiyyeye nail olması umulur. (Dualar ve Zikirler, M. Sâmî Ramazanoğlu)

Kaynak: Âile Saâdeti, Sâdık Dânâ, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.