4+4+4 Sistemi İslamî Eğitim İçin Nasıl Kullanılmalı?

Yüzakı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Ali Eşmeli ile eğitim çağındaki bir çocuğa hangi bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini ve eğitim yoluyla İslami şahsiyet kazanmada 4+4+4 sisteminin ehemmiyetini konuştuk.

Röportaj: Furkan Hasdemir

4+4+4 sistemini konuşmadan önce, insanların eğitim çağındaki bir çocuğa bakış açısını ve İslam'a göre bu bakışın nasıl olması gerektiğinden bahsedebilir misiniz? Sizce Müslümanların çocuklarına sergilediği yaklaşım, İslam'ın istediği yaklaşım ile çatışıyor mu?

ÇOCUKLUK HAYATIN TEMELLERİNİN ATILDIĞI BİR DÖNEMDİR

Öncelikle şunu ifade etmek lazım bir insanın eğitimi, insanın ufak yaştan büyümeye devam eden rotasında zamanlamayı iyi anlamasında, kişilik ve şahsiyetinin oturmasında son derece önemlidir. Umumiyetle çocuk deyip geçilen zamanlar veya dış dünyanın planladığı aşamalar, bunlar insanımızı çok bağlayıcı oluyor. İnsanımız meşguliyetinden veya başka hususlardan dolayı çok fazla eğilim gösteremiyor ama 7-21 arası yaşlar en önemli yaşlardır. İnsanın çocukluktan sonraki tüm hayatının temellerinin atıldığı bir dönemdir. O yaşlarda güzel bir zemin tesis edildiği takdirde, diyelim ki 30’lu yaşlarda ilmi anlamda birşeyler yapacaksınız altyapı olduğu için hemen binayı çıkarsınız. Ama 30 yaşındaki bir adama bir altyapı oluşturamazsınız. Mesele bu yönüyle ayrıca değerlendirilmelidir.

HER YAŞI, O YAŞIN İLAHİ GERÇEĞİNE GÖRE DEĞERLENDİRMELİYİZ

Her yaşın bir ilahi gerçeği vardır. Bu yaşların, ilahi gerçeklerine göre idrak edilmeleri şart. Yoksa bir yaşın gerçeğini batılı başka anlatıyor, öbürü başka beriki başka anlatıyor. Herkesin bir projesi var. Bu projeye göre “Bu yaşta insan bu refleksleri verir” diyor. Bu refleksleri verdirmek istiyor tabi. Halbuki bir de ilahi gerçek var, o anlaşılmadığında biz de onun bunun ağzındaki rüzgarla onun bakışlarıyla bakıyoruz.

Mesela ergenlik dönemi. Ben pek çok İslami kesimdeki mütefekkirin bile ergenlik dönemiyle alakalı hususlardaki yaklaşımlarının tamamen din dışı olduğunu görüyorum. Bir gözlük hazırlanmış, bir proje hazırlanmış, bir refleks öğretilmiş onları söylüyorlar. O dönemin ilahi gerçeğine hiç uymayan yaklaşımları var. Mesela çocuk ergenlik döneminden geçtiğinde, ”Aman üstüne varmayalım, şunu etmeyelim, dokunmayalım, karışmayalım” diyorlar. Hatta ben İslami bir rehberlik danışmanıyla görüştüm: “Aman çocuğunuzun dinlediği şarkıyı dinleyin, kendi dinlediğiniz ilahileri çocuğunuza dinletmeyin” dedi. Yani “Çocuğu siz etkilemeyin başkası etkilesin ve buna razı olun” diyor.

İslam, anne babaya hangi rolü veriyor, bu yaklaşımlar hangi rolü veriyor. “Çocuk başkalarının şekillendirmelerine açık olsun” diyorlar. Fakat o çocuk sizi temsil edecek. Yani “Siz elma ağacısınız, sizin meyveniz elma olmasın, genetiğiyle oynansın” diyorlar. Nasıl ki meyvelerin genetiğiyle oynanıyorsa eğitimde de insanımızın genetiğiyle oynanacak bir zemin oluşturuluyor. Bizimkiler de buna saz çalıyor.

FARKETTİRMEDEN MÜSLÜMANLARI İSLAM'LA KAVGA ETTİRİYORLAR

Halbuki şöyle bir tuzak var; dış dünya ergenliği öyle bir tarif ediyor ki sanki büyük bir afetten geçiyor insan. Sanki çok kötü bir dönemden geçiyor, ruhî bunalım vs. yaşayacak. Bu bakımdan “Aman onu yapma, bunu yapma” diyerek, sürekli yaptırmamaya yönelik bir yaklaşım var. Aslında ilahi hakikatle bir kavga var burada.

Nasıl bir zaman türban deyip İslam’la kavga edilirdi, burada da İslam’ın ve ilahi hakikatin “i”si geçmiyor. Fakat hiç farkına varmadan İslam’la kavga ettiriyorlar. Nasıl bir kavga bu; yani Allah’ın emriyle çelişiyorlar. Biz ergenlik denilen dönem için aklın bâliğ olduğu dönem diyoruz. Artık şahsiyetini kazanması, aklın kendine gelmesi, mesuliyetin başlangıç noktasıdır. Onlar, bir insan ergen olunca "Bu artık aptal oldu” gözüyle bakıyorlar.

GENÇLERİ YANLIŞA İTECEK BİR NEFSANİ ÖZGÜVEN AŞILIYORLAR

DSC_0139

Bir taraftan özgürlük pompalıyorlar, bir taraftan ego pompalıyorlar 'ben!' 'ben!' demeyi öğretiyorlar.Fakat kişinin içini bomboş bırakıp, bir cahil şaşkınlığı içerisinde çocuğun nefsaniyetine dayalı bir özgüven oluşturuyorlar. Hep yanlış yapmaya yönelik. Nefsani özgüven insana devamlı yanlış yapmaya yöneltir. Bu bir özgüven değil kulluğu bilmemektir, sorumsuzluktur. Sorumlulukları çiğneyerek buna özgüven diyorlar. Şimdi onlar diyor ki: “Bu çocukta akıl yok, akıl gitti.” Fakat İslam ne diyor? Akıl bâliğ oldu. Yani aslında akıl, onların “gitti” dediği dönemde geliyor.

Bûlûğ öncesi çocukta akıl yoktur. Çünkü Allah 15 seneyi veriyor ve manen “Ne yaparsan yap; yazmıyorum senin bu 15 seneni” diyor. İnsana 15 senelik bir manevra alanı tanıyor ve ondan sonra Allah, manen “Kulum sen artık akıllısın.”diyor. Allah “Akıllısın” diyor, bunlar “Aptalsın” diyor. Yan yana koyduğumuz zaman birbirine zıt iki tablo çıkıyor karşımıza. Her bir yaklaşımın iç omurgasını görmek lazım. Hangi maya var, hangi arıza var, hangi güzellik var, hangi kötülük var, bunları görmemiz lazım.

BASKIYI KALDIRALIM DİYE DENGESİZLİĞİN KAPISINI AÇIYORLAR

İlahi olan realitenin ta kendisi. Allah yarattığı kulu ona göre tanzim ediyor. Mesela vücut, bûlûğ çağı ile beraber bir üretime başlıyor. Ortaya bir elektrik çıkıyor. İslam hemen çıkan o elektriğin artı, eksi kutbunu ayarlayıp; kabloluyor, kontrole alıyor. Bir güç ürettiyseniz, bu gücü kontrolsüz bırakamazsınız. Kendini de harcar başkasını da harcar. Bir üretim varsa onun kontrol altında devam etmesi gerekiyor. Ucu açık bir elektriği bir binaya rastgele atabilir misiniz? Bu dengedir baskı değil. Baskıyı kaldıralım diye dengesizliğin kapısını açıyorlar. Bu sinsi bir yaklaşımdır. Ateş yanmaya başladı ama tencerenin içi boş böyle şey olmaz. Bunlar “Ateşi yakın tencerenin içini boşaltın” diye konuşuyorlar. İslam diyor ki: "Tencereyi doldurun, ateş yanmaya başladı." Bir üretim varsa bunu doğru şekliyle yoluna koyup tüketeceksin.

Peki 4+4+4 meselesine gelirsek, bazı kitlelerin "Dindar nesil gelecek" diye isyan fırtınaları kopardığı bu sistem için ne dersiniz? Bir Müslüman bu sistemi nasıl kullanmalı?

Az önce de bahsettiğim gibi her yaşın ilahi gerçeğini iyi anlamamız lazım. İnsanı, fıtratına uygun bir şekilde eğitme bağlamında düşünürsek, 4+4+4, öncekine oranla daha uygun bir sistemdir. Sekiz yıllık eğitim dengesiz bir şekilde oluyordu. Birinci sınıfa başlayan bir çocukla sekizinci sınıfa giden bir çocuğun aynı yerde olması felaket gibi birşeydi. Lakin şimdi ilk dördü bitirdiğinizde çocukluğu da bitiriyorsunuz. İkinci dört artık büyüdüğünün göstergesi oluyor. Aileler de çocukla birlikte büyüyor aslında. Daha önce sekizinci sınıfı bitiren birine çocuk gözüyle bakılıyordu. Liseye giderken o 'çocuk kalış' devam ediyordu. İnsan yetişmiyor o zaman. Bu sistem bu psikolojiyi aşmaya da yardımcı olacak.

BU SİSTEM PEYGAMBERİMİZİN EĞİTİM METODUNA DAHA UYGUN

Peygamberimiz çocuklarımıza “Yedi yaşında namazı emredin” diyor. “On yaşında da namazı emredin ve tatbik ettirin” diyor. Dikkat edin, on yaşında bir uygulatma var. Dış dünyada bile insanın dönüm noktası olarak on yaş üzerinde dururlar. Bazı özel projelere dokuz yaşında ya da Onbir yaşından adam almazlar. On yaşındaki çocukları alırlar. On yaşı bir virajdır. Bu yaş, çocuğun geleceğinin temellerinin atıldığı ciddi bir yaştır. Bu bakımdan 4+4+4 sistemi buna da imkan sağladı. Önceden on yaşa denk gelen beşinci sınıf bu yaş noktasında biraz arada gidiyordu. Şimdi beşinci sınıf, ikinci dört yıllık eğitimin birinci senesi olduğu için çocuk tam bu yaştayken besmele çekeceği bazı adımları atması mümkün. Dolayısıyla çocuğun bu manada yetişmesi için güzel bir fırsat oluyor.

On yaşına kadar çocuğumuza belli mesafeleri aştırmak mümkün. Kur’an-ı Kerim öğrenmesi, bazı ezberleri yapması vs. bununla meşgul edip harmanlamaya yönelik bir çalışma dönemidir on yaşına kadar ki olan zaman. Bazıları hafızlık yaptırıyor. Asla olmamalıdır. Peygamber efendimiz emredin diyor namazı fakat zorla yaptırın demiyor. Siz emredin duysun ama o emri havada bırakın. Çocukluğunu yaşasın. Çocuk demek oyun demektir.

ON YAŞ ÖNCESİNDE HAFIZLIK İÇİN BASKI YAPMAMAK LAZIM

IMGP3133

Çocuğun dünyasına bunu katıp harmanlamak en doğrusudur. İlahi harman itibari ile on yaşı dediğimiz dönüm noktasından sonra talebeler için hafızlık, ezber dağarcığı diyebileceğimiz bir çalışmanın da yapılmasına zemin oluşturacak bir dönem başlıyor. 10 yaşına kadar mutlaka dini eğitimde, Kur’an ile meşgul etmek, onu sevdirmek için çok güzel bir dönemdir. Isındırma, sevdirme yoğrulma ilk dört için uygundur. Fakat Kur’anı Kerim eğitiminin bir ileriki safhası hafızlıktır. Hafızlığı asla uygulamamak lazım çünkü hafızlık direnç meselesidir.

YENİ NESİL BU SİSTEMLE İSLAMİ BİR ŞAHSİYET KAZANABİLİR

Çocuk, on yaşından itibaren imam hatiplerin orta bölümü de açıldığı için ilk dörtte edindiği temel bilgiler üzerine İslami ilimlere sağlıklı bir girişi, ikinci dörtte yapabilir. Üçüncü dörtte ise edinmiş olduğu temel ilmi eğitimin üzerine Arapça, Tefsir, Fıkıh, Kelam vs. gibi İslami ilimleri daha kapsamlı bir şekilde öğrenerek temelin üzerine kuracağı binanın katlarını daha kolay çıkabilir. Böylece kişi, onların ergenlik dediği bûlûğ çağında İslami bir şahsiyet, iyi bir sosyal kapasite ve yüksek bir dinamizme sahip olacaktır.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • sevgili eşmeli hocam hafızlığı bu yaşlarda yaptırmayın diyorsunuz ama bir çok hafız eğitimini bu yaşlarda alıyor, bunlar yanlış mı yapıyor ? bir de en uygun hafızlık çalışması nasıl olmalı hangi yaşlarda, hangi ortamda, her ilde İstanbul gibi imkanlar pek yok taşrada bu nasıl gerçekleşmeli, bu konuda Türkiyede bir çalışma varmı , uygulanabilirliği nasıl, biz ikinci +4'e gelmiş çocuğumuzu hafızlık ve ilerisi için nasıl hazırlamalıyız? bu ciddi konu üzerindeki değerli görüşlerinizi paylaşabilirseniz sevinirim? (bu beni her zaman düşündüren bir konu olduğu için sormak zorunda kaldım)

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.