BELANIN EN TEHLİKELİSİ

0

Öyle bir bela ki Hazret-i İsa, sanki kendisini bir aslan kovalıyormuş gibi canhıraş bir şekilde kaçıyor ondan. Peki bir peygamberi bile bu şekilde kaçıran şey nedir?

Hazret-i İsa, sanki kendisini bir aslan kovalıyormuş gibi canhıraş bir şekilde kaçıyordu. Adamın biri, bu hâle hayret ederek ardından koştu ve şöyle seslendi:

“–Hayrola, ürkütülmüş bir kuş gibi çırpına çırpına niçin ve nereye kaçıyorsun? Arkanda kimse yok!”

İsa –aleyhisselâm– o kadar hızlı koşuyordu ki, acelesinden adamın suâline cevap veremedi. Onun bu şekilde kaçışını merak eden adam, nihayet ona yaklaştı ve tekrar sordu:

“–Ey Rûhullah! Senin bu kaçışın benim için bir muammâ oldu! Kimden kaçıyorsun?”

Bunun üzerine Hazret-i İsa;

“–Ahmaktan kaçıyorum ahmaktan!.. Git bana mânî olma ki, kendimi kurtarayım!..” diye karşılık verdi.

Bu sefer adam;

“–Sen nefesi ile körlerin ve sağırların şifâ bulduğu «Mesîh» değil misin?” diye ona mûcizelerini hatırlattı ve bu kaçışın hikmetini sordu.

İsa –aleyhisselâm-;

“–Evet ben İsm-i Âzam’ı sağır ve köre okudum; onlar iyileştiler. Ölüye okudum, dirildi.

Fakat o duâyı bir ahmağın kalbine şefkat ve merhametle binlerce defa okuduğum hâlde fayda vermedi. O ahmak, katı bir taş kesildi; lâkin ahmaklığından vazgeçmedi. Çorak bir kum oldu da, ondan bir ot bile bitmedi!” dedi.

Bu sözleri duyan adamın hayreti daha da arttı ve merakla Hazret-i İsa’ya sordu:

“–İsm-i Âzam bu kadar şeye tesir edip şifâ verdiği hâlde niçin ahmaklığa tesir edememiştir? Hâlbuki diğerleri de bir hastalıktır; onlara devâ olup da buna olamayışının sebeb-i hikmeti ne olabilir?”

İsa –aleyhisselâm– cevap verdi:

“–Ahmaklık, kahr-ı ilâhî olan bir hastalıktır. Diğerleri ise körlük gibi kahr-ı ilahîye uğramayan ibtilâlardır. İbtilâ da bir hastalıktır; ancak sadece mübtelâsına acınır. Ahmaklığa gelince o da bir hastalıktır, lâkin ekseriyâ başkasını yaralar ve zarar verir.”

İşte nefs-i emmâre budur. Onun iğrençliğini Hazret-i Mevlânâ, bu misalle müşahhas hâle getirir.

Hakikaten;

Ahmaklık; âhireti bırakıp dünyayı tercih etmek, yani deryâyı bırakıp damlayı almaktır.

Böylesine körce bir tercih yaptıran ahmaklık, aslında kalbin âmâ olmasıdır. Bunca ilâhî azamet tecellîlerine rağmen, kalbin bunları görememesi, körleşmesidir. Nasıl iki parmak gözlerin önüne konulduğunda, insan hiçbir şey göremez ise, ahmak da Allâh’ın sayısız tecellîlerine nâdanca bakar da hiçbir şey görmez.

Onun hâli şuna benzer:

Bir kedinin önüne kebaplar konur. Lâkin o esnada oradan bir fare geçtiğinde, o ahmak kedi güzelim kebapları bırakır da rezil bir farenin peşinde kendinden geçer.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Aralık Sayı: 154

EN BÜYÜK NİMET EFENDİMİZ (S.A.V)’İN İZİNDEN GİDEBİLMEKTİR

HER NEFES, PAHA BİÇİLMEZ BİR NİMETTİR

VERİLEN NİMETİ GÖR ŞÜKREDEN OL

 

Paylaş.

Yorumlar