Belâ ve Musibetlerin Sebebi

En büyük bela ve musibetler neden peygamberlere gelmiştir? İnsanların başına gelen bela ve musibetlerin sebebi.

Bir fincan su, nasıl uykuyu târumâr ediyorsa bir âh da dünyayı öyle târumâr eder.

Rasûlullah (sav) Efendimiz, vefatlarından önce, mü’minlere vasiyet mâhiyetindeki son hatırlatmalarında, şöyle buyurmuşlardır:

“–Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa onu hemen ödesin, dünyada rezil rüsvâ olurum diye korkmasın! İyi biliniz ki dünya rüsvâlığı âhirettekinin yanında pek hafif kalır.” (İbn-i Esîr, el-Kâmil, II, 319; İbn-i Sa’d, II, 255)

Yine Enes (ra) şöyle anlatmaktadır:

Vefâtı esnâsında Rasûlullah Efendimiz’in yanındaydık. Bize üç defa:

“−Namaz husûsunda Allah’tan korkun!” dedi. Sonra da şöyle buyurdu:

“−Emriniz altındaki insanlar hakkında (yani kul hakkı husûsunda) Allah’tan korkun!”

Sonra “Namaz, namaz.” diye tekrar etmeye başladı. (Mübârek lisanları söylemez olunca bile) rûh-i mübârekleri çıkıncaya kadar bunu derinden bir fısıltı hâlinde tekrar edip durdular. (Beyhakî, Şuab, VII, 477)

İnsana yakışan odur ki başkaları onun düştüğü durumdan dolayı öğüt almasından evvel o, başkalarının düştüğü musibetten ibret alsın.

Yalnız şu husûsu da ifâde etmek lazım gelir ki kıssada nakledilen hakikatte olduğu gibi insanın başına gelen musibetler, her zaman, yapmış olduğu zulümlerden kaynaklanmayabilir. Nitekim insanlar, imtihan âlemi olan bu dünyada îmanlarının kıvam bulması ve musibetlere sabırla Hakk’a yakınlık kazanmak için de denenirler. Bu pencereden bakıldığında en büyük musibetler daima peygamberlere gelmiştir. Çünkü onların her biri, Hakk’a yakınlık ufkunda bir sultandır. Bu bakımdan denebilir ki başa gelen iptilâ ve musibetler diğer bir pencereden bakıldığında büyük zâtlar için terfî-i derecât (mânevî derecelerinin yükselme) vesîlesidir.

Rabbim, gönüllerimizi, ümmetine raûf ve rahîm olan Peygamber Efendimiz’in güzel ahlâkı ve edebi ile ziynetlendirsin. O’nun merhamet ummânından gönüllerimize şebnemler ihsan buyursun. Âmîn.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, 40 Soru 40 Cevap, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

MUSİBETLER KARŞISINDA MÜMİNİN TAVRI

Musibetler Karşısında Müminin Tavrı

BELA VE MUSİBETLER NEDEN GELİR?

Bela ve Musibetler Neden Gelir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.