AZRAİL NASIL ÖLECEK?

0

Öyle bir gün vardır ki Allah’ın can almakla mükellef kıldığı Azrail dahi canını Allah’a teslim edecek. Peki Azrail ne zaman ve nasıl ölecek? 

“Ölüm meleğinin canını Allah Teâlâ alacaktır.

Nitekim rivâyet edildiğine göre Allah Teâlâ -her şeyi en iyi bildiği halde- tüm canlıların ölümünü gerçekleştirdikten sonra ölüm meleğine:

“Yarattıklarımdan kim kaldı?” diye sorar. Melek:

“Yâ Rabbi, kimin kaldığını sen daha iyi bilirsin; ama bu zayıf kulundan başka kimse kalmadı.” der.

Bunun üzerine Allah:

“Ey ölüm meleği! Nebîlerime, rasüllerime, velîlerime ve kullarıma ölümü tattırdın. Ben bütün gaybları çok iyi bilen olduğum halde ezelî ilmimde şu hüküm verilmiştir: Zâtım hâriç her şey yok olmaya mahkûmdur. İşte şimdi de sıra sende.” buyurur.

Bunun üzerine melek şöyle yalvarır: “İlâhî, şu senin ölüm meleği kuluna merhamet et ve ona lütfunla muâmelede bulun! Çünkü o zayıftır.”

Allah Sübnânehû Teâlâ: “Sağ elini sağ yanağının altına koy, cennetle cehennem arasına yat ve canını ver!” buyurur. O da bu şekilde Allâh’ın emriyle ölür.” (Ruhu’l-Beyan Tefsiri)

HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR

Kal­bin di­ri­li­şi ve rûhâniyetin inkişâfı, an­cak nef­sâ­ni­yet­ten vaz­ge­çe­bil­mek­le müm­kün­dür. Pey­gam­ber Efendimiz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- de âdetâ bunun usûlünü ifade sadedinde:

“Bü­tün zevk­le­ri kö­kün­den yok eden ölü­mü çok­ça ha­tır­la­yı­nız!” bu­yurmuştur. (Tir­mi­zî, Kı­yâ­met, 26)

Hakîkaten fânî dünyâ hayâtı, ebedî âhiret hayâtı yanında kısacık bir an gibidir. Ânı sonsuza tercih etmek, yâni anlık zevkler uğruna ebedî saâdeti zâyi etmek hangi aklın kârıdır?

Bastığımız toprak, bugüne kadar gelen milyarlarca insanın cesetleriyle doludur. Sanki üst üste çakışmış sayısız gölge gibi… Onlar da iki kapılı bir hân olan bu cihâna bir kapıdan girdiler, sonra nefsânî veya rûhânî davranış ve hislerle dolu dar bir koridor olan dünyâ hayâtını yaşadılar, en nihâyet mezar kapısından geçip ebedî âleme intikâl ettiler. Yarın bizler de aynı durumda olacağız. Bir gün gelecek ki, o günün yarını olmayacak! O gün, hepimiz için meçhul bir gün!

İşte tefekkür-i mevt, o meçhul gün gel­me­den evvel ölü­mü çokça ha­tır­la­mak­tır. Nef­sâ­nî taşkınlıklardan uzak­la­şa­rak Rab­bimizin hu­zû­ru­na ha­zır­lanmanın dâimî bir şuur hâline getirilmesidir. Gâye; ölümün ürkütücü manzaralarından kendimizi koruyup, ölümü güzelleştirebilmektir.

Rabbimizin beyânı çok açık ve nettir:

“Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Biz’e döndürüleceksiniz.” (el-Ankebût, 57)

Velhâsıl hayat ve kâinât, ilâhî bir ibret dershânesi… Bizlere düşen de, bu dershânenin ihlâslı ve gayretli bir talebesi olabilmek… Fânî bir misâfirhâne olan dünyâda kalıcı edâsıyla oturma gafletine düşmemek…

İn­san te­fek­kür-i mevt ne­tî­ce­sin­de nefs en­ge­li­ni aşarak âhiret azığını iyi tedârik edebilir­se, ölüm, ha­yâl öte­si mu­az­zam ve mükemmel olan Allah Teâlâ’ya vus­la­tın mec­bû­rî bir şar­tı ola­rak addedilir. Böy­le­ce, ek­se­ri­yet­le in­san­lar­da so­ğuk ür­per­ti­le­re se­bep o­lan ölüm duygusu, vuslat he­ye­ca­nı­na dö­nü­şür. Böy­le ölüm­ler, ta­sav­vuf yo­lu­nun bü­yük­le­rin­den Mev­lâ­nâ Ce­lâ­led­dîn-i Rû­mî’nin tâ­bi­riy­le âdeta bir “Şeb-i Arûs”, yâ­ni dü­ğün ge­ce­si­dir…

Hâsılı tefekkür, en fazla muhtaç olduğumuz hasletlerden biridir. Rûhumuzun inkişâfı, îmânımızın kuvvet kazanması, ibâdetlerimizin huşû ile edâsı, muâmelâtımızın istikâmet bulması ve gönül ufkumuzun sadece dünyâ planda sıkışıp kalmaması, tefekkür hasletini lâyıkıyla yaşamamıza bağlıdır.

Rabbimiz, şuur ve idrâkimize olgunluk ihsân eylesin! Allah Rasûlü’nün, sahâbe-i kirâm’ın ve evliyâullâh’ın tefekkür iklîminden gönüllerimize hisseler ikrâm

 

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
GÜNEŞ’İ İLK DEFA BU KADAR NET İZLEYECEKSİNİZ

http://www.youtube.com/watch?v=fM0dvOgeH0Q

Kapat