AYASOFYA’NIN SIRLARI

0

Ayasofya nedir? Ayasofya ne zaman yapılmıştır? Ayasofya Camiî nerededir? Ayasofya’nın özellikleri nelerdir? İşte Ayasofya ile ilgili bilgiler…

Haber: Murat Karadeniz

Bizans İmparatorluğu’nun merkezi, bugünkü Sultanahmet Camiî’nin de yer aldığı büyük alandır. Bugün Topkapı Sarayı’nın olduğu yerde Bizans İmparatorluğu’nun da sarayı vardı. Büyük yarışların yapıldığı ve savaş oyunlarının oynandığı büyük hipodrom, şimdiki Sultanahmet Camiî’nin olduğu alandaydı. Devletin en merkezî yerinde yer alan Ayasofya Kilisesi, Bizans İmparatorluğu ve Ortodoks Hıristiyanlarının en büyük mabediydi.
AYASOFYA NE DEMEK?

Ayasofya, Yunanca’da “kutsal bilgelik” veya “ilahî bilgelik” manalarına gelir.

AYASOFYA NE ZAMAN YAPILDI?

Kilisenin yapımına Bizans imparatoru I. Konstantin zamanında başlandı. Ancak 360 yılında, II. Konstantin zamanında tamamlandı. Yapılan bu ilk Ayasofya, çıkan bir yangında harap oldu. 415 yılında İmparator II. Theodosios tarafından tamir edilerek yeniden ibadete açıldı. Çıkan bir ayaklanma sırasında bu sefer tamamen yandı. İmparator Jüstinyen, tamamen mahvolan bu kilisenin yerine muhteşem bir kilise yaptırmaya karar verdi. 532 yılında inşasına başlandı ve 537 yılında tamamlandı. Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemius adında iki mimar tarafından inşa edilmiştir. Kaynaklarda belirtildiğine göre inşaatında yaklaşık on bin kişi çalışmıştır.

Yapımında kullanılan malzemeler, Akdeniz ülkelerinden getirilmiştir. Artemis Tapınağı’nın sütunları Konstantiniyye’ye getirilerek Ayasofya’da kullanılmıştır. Günümüze kadar ulaşan Ayasofya, Jüstinyen’in yaptırdığı bu binadır.

LATİN İSTİLASI

Ayasofya, en kötü günlerini şehrin 1204 yılında Latinler tarafından istila edildiği dönemde yaşamıştır. Bir mabede layık görülmeyecek çirkinliklere maruz kaldı. Yağmalandı, tahrip edildi, değerli eşyaları ve kutsal hazineleri çalınıp Avrupa kiliselerine götürüldü.
1261 senesinde Bizans tekrar hâkimiyeti ele geçirdiğinde Ayasofya harap bir hâldeydi. Yağmalanan şehrin halkı, Ayasofya’yı tekrar diriltmeye çalıştılar. Fakat bu sefer de 1344 yılında yaşanan deprem, Ayasofya’nın ihtiyar vücudunu fazlasıyla yıprattı. Zor durumdaki devlet, bu güzel mabedini tamir ettiremediği için bir dönem ibadete kapatıldı. Halktan toplanan özel vergilerle ve bağışlarla 1354 senesinde tamir edilerek tekrar ibadete açıldı.

AYASOFYA’NIN ÖZELLİKLERİ

Binanın ölçüleri 100 m x 70 m’dir. Yaklaşık 7500 m²’lik bir iç alana sahiptir. İki katlı bir yapısı vardır.  40 tanesi alt katta 67 tanesi üst katta olmak üzere içinde toplam 107 adet sütun vardır. Sütunların en uzun olanları yaklaşık 20 metredir. Sütunların yarıçapı 1,5 metre ve tahmini ağırlığı 70 tondur. Binada kullanılan sütunların çoğu, binadan daha eskidir. Bunun sebebi de sütunların Anadolu’daki çeşitli mabetlerden buraya getirilmesidir.
Bizans döneminde kubbesinin çökmesi ve yeniden tamir edilmesi sebebiyle kubbe tam yuvarlak değil, elips şekline yakındır. İki farklı yarıçapı vardır. Kubbe çapı 30.80 ile 32.6 m’dir. Kubbe yüksekliği 55.60 m’dir.

AYASOFYA’NIN KİLİSEDEN CAMİYE ÇEVRİLMESİ

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han şehri fethettiğinde tam 916 yıl boyunca kilise olarak kullanılan bu binanın hayatında tertemiz ve yeni bir sayfa açılır.

“İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!” (Ahmed, IV, 335; Hâkim, IV, 468/8300.)

Fatih Sultan Mehmet, şehri fethettiğinde kendisine ganimet payı olarak sadece Ayasofya’yı alır. Kilise fetihten sonra bizzat Fatih’in imam olarak kıldırdığı ilk cuma namazı ile sultan tarafından vakfedilerek camiye çevrilir.

Ayasofya, Sultan Fatih tarafından özellikle korunmuştur. Mabede zarar verecek, kutsal değerini aşağılayacak en ufak bir harekete bile girişilmemiştir. Kilise olduğu yıllardan kalan süslemelerine hiçbir zarar verilmemiştir. İslâm inancına ters olan mozaik süslemelerinin üzerine sıva çekilerek kapatılmıştır.

AYASOFYA VAKFİYESİ

Sultan Fatih, camiye gelir getirmesi için Ayasofya’ya birçok mal bağışlamıştır. Kısa süre içinde camiye bir mihrap, minare ve medrese yaptırmıştır. Sonraki dönemlerde Sultan II. Bayezit tarafından bir minare, Sultan II. Selim tarafından da iki minare daha ilave edilmiştir. Sultan II. Selim zamanında ilave edilen minareler, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Aynı zamanda Mimar Sinan, Sultan II. Selim’in emriyle Ayasofya Camisi’ni tamir etmiştir. Etrafına inşa edilen ve camiye zarar vermeye başlayan evler ve binalar yıkılmıştır. Caminin kubbe- sini taşıyan yan duvarlar, takviye payandalarıyla kuvvetlendirilmiştir. Böylece ihtiyar Ayasofya, köhne Bizans gibi çöküp gitmekten kurtarılmıştır.

FETHİN SEMBOLÜ

Sultan I. Mahmut ise Ayasofya’nın güzelliğine güzellik katan sanat harikası bir şadırvan, sıbyan mektebi, aşhane-imaret, kütüphane ve yeni bir hünkâr mahfili ile mihrap inşa ettirmiştir. Böylece bir külliyeye dönüşen Ayasofya, tarih boyunca hiç görmediği bir özenle Osmanlı Devleti’nin en gözde mabedi olmuştur. 481 yıl cami olarak hizmet veren Ayasofya, Müslümanların nazarında daima fethin aziz bir hatırası olmuştur.

Dünya mimarlık tarihinin en muhteşem eserlerinden biri olan Ayasofya, yaklaşık 15 asır ibadethane olarak kullanılmıştır. Bu bakımdan dünyanın en eski mabetlerinden biridir.

Bahçesinde yer alan türbede birçok Osmanlı padişahı defnedilmiştir. Sultan II. Selim, Sultan III. Murat, Sultan III. Mehmet, Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim ile bazı hanedan mensupları bu türbede medfundurlar.

Caminin Osmanlı tarihinde şahit olduğu en mühim hadiselerden biri, Mısır’ın fethedildiği 1517 yılında gerçekleşmiştir. Halife-i Müslimîn III. Mütevekkil halifelik görevini, Ayasofya Camisi’nde düzenlenen bir merasimle Yavuz Sultan Selim Han’a devretmiştir. Camide minbere çıkan halife, Yavuz’un hilafetini ilan ederek hırkasını sultana giydirmiştir. O zamana kadar halifeler için, “Hâkimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn (Mekke’ye ve Medine’ye hükmeden)” sıfatı kullanılırdı. Yavuz Sultan Selim Han, “Biz Mekke’ye ve Medine’ye hükmedemeyiz. Ancak hizmet edebiliriz.” diyerek bu sıfatı “Hâdimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn (Mekke’nin ve Medine’nin hizmetçisi)” şeklinde değiştirmiştir.

AYASOFYA NASIL MÜZE OLDU?

Ayasofya Camisi, 1932 senesinde restorasyon amacıyla ibadete kapatılır. Türk hükümetinin izniyle ABDli bir grup bilim adamı, Sultan Fatih tarafından üzeri sıvayla kapatılan mozaikleri ortaya çıkarmak üzere çalışma başlattılar. Bu çalışmaların devam ettiği bir sırada politik bir oldubittiye getirilerek Ayasofya, müzeye dönüştürülür ve 1935 yılında müze olarak ziyarete açılır.

FATİH SULTAN MEHMET’İN BEDDUASI

İstanbul’un fatihinin; yani caminin ikinci sahibi Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya’yı cami olarak vakfettiğinde yaptığı bedduası şöyledir:

“Benim bu camimi camilikten çıkaranlar; Allah’ın, meleklerin ve bütün Müslümanların lanetine uğrasınlar! Onlar hiçbir zaman hafiflemeyen bir azap içinde bulunsunlar! Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiç kimse bulunmasın!” (Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, s.131.)

Cami içinde yer alan “Allah (c.c.)”, “Muhammed (s.a.v.)” ve dört halifenin isimlerinin yazılı olduğu hat levhaları ayrı bir özellik taşımaktadır. Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan bu levhalar, 7,5 metre çapındadır. İslâm hat sanatının bu ebattaki en büyük örnekleridir. Restorasyon çalışmaları sırasında yerlerinden indirilmiş; fakat büyüklükleri sebebiyle kapılardan dışarı çıkarılamamıştır. 1951 senesinde dönemin başbakanı Adnan Menderis’in emriyle tekrar yerlerine konulmuştur.

“Gezintilerimde bir hakîkat keşfettim. Bu devletin iki mânevî temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minâresinden okuttuğu ezan ki hâlâ okunuyor! Selim’in Hırka-i Saâdet önünde okuttuğu Kur’an ki hâlâ okunuyor. (Yahya Kemal Beyatlı, Aziz İstanbul, s. 120.)”

CAMİLER VE KÜLLİYELER

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
MEZHEPLER ARASINDA ABDESTİN FARZLARI KONUSUNDA FARKLILIK VAR MIDIR?

Mezheplere göre abdestin farzları nelerdir?  Hanefîlere göre abdestin farzları, Kur’an-ı Kerim’de (Mâide, 5/6) ifade edildiği üzere; yüzü yıkamak, kolları dirseklerle...

Kapat