ASHAB-I KİRAMIN İLGİ GÖSTERDİĞİ MECLİS

0

Peygamber Efendimiz ashâbıyla nasıl ilgilendi, onlar için ne gibi fedâkârlıklara katlandı ve ashâb-ı kirâm O’nun sohbet meclisine nasıl rağbet etti?.. 

llâllâhu aleyhi ve sellem- tavrıyla ay, sohbet meclislerinde mâlâyânî konuşmaların, gıybet, dedikodu ve ayıplama gibi günah sözlerin bulunmaması gerektiğini beyan buyurmuştur.

Bedir Gazvesi’ne katılmış olan sahâbîlerden İtbân bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Kendi kabilem olan Sâlimoğulları’na imamlık yapıyordum. Benim evimle onlar arasında bir vâdi bulunuyordu. Yağmur yağdığı zaman o vâdiyi geçip mescidlerine gitmek benim için çok zor oluyordu. Bu sebeple Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gidip:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Gözlerim iyi görmüyor. Yağmur yağdığı zaman onlarla aramızdaki vâdinin deresi taşıyor, benim için onu geçmek çok güçleşiyor. Bu sebeple teşrîf edip evimin bir yerinde namaz kılsanız. Sizin namaz kıldığınız yeri namazgâh edinmek istiyorum.” dedim.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–İnşâallah bu isteğini yerine getiririm.” buyurdu.

Ertesi sabah, güneşin yükseldiği bir vakitte, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hazret-i Ebû Bekir ile birlikte evime geldi. İçeri girmek için izin istedi, verdim. İçeri girdi, daha oturmadan:

“–Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?” buyurdu. Namaz kılmasını istediğim yeri gösterdim. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- orada tekbir alıp namaza durdu. Biz de arkasında saf bağladık. İki rekât namaz kıldırdı, sonra selâm verdi. Biz de selâm verdik. Namazı bitirince Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e, kendisi için hazırlanmış olan hazire isimli yemeği ikram ettik. Efendimiz’in bizde olduğunu duyan mahalle halkının erkeklerinden bir grup geldi. Evde epeyce insan toplandı. İçlerinden biri:

“–Mâlik bin Duhşum ne yaptı, onu göremiyorum?” dedi. Bir başkası:

“–O, Allah ve Rasûlü’nü sevmeyen bir münâfıktır.” dedi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- derhal müdâhale ederek:

“–Öyle deme! Görmüyor musun o, Allâh’ın rızâsını dileyerek «lâ ilâhe illâllah» diyor.” buyurdu. Bunun üzerine o zât:

“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. Ancak biz, Allâh’a yemin olsun ki, onun münâfıkları sevdiğini ve onlarla düşüp kalktığını görüyoruz.” dedi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“–Allah Teâlâ, rızâsını umarak «lâ ilâhe illâllâh» diyen kimseyi cehenneme haram kılmıştır.” (Buhârî, Salât, 45, 46; Ezân, 4, 5, 153, 154; Teheccüd, 25, 33, 36; Müslim, Îmân, 54, 55; Mesâcid, 263, 264, 265; Fedâilü’s-Sahâbe, 178)

ASHABIN RAĞBET ETTİĞİ MECLİS

Burada Peygamber Efendimiz’in ashâbıyla nasıl ilgilendiğini, onlar için ne gibi fedâkârlıklara katlandığını ve ashâb-ı kirâmın O’nun sohbet meclisine nasıl rağbet ettiğini görmekteyiz. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hâdisedeki tavrıyla ayrıca, sohbet meclislerinde mâlâyânî konuşmaların, gıybet, dedikodu ve ayıplama gibi günah sözlerin bulunmaması gerektiğini beyan buyurmuştur.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hâdisenin sonunda, Allâh’ın rızâsını umarak “Lâ ilâhe illâllâh” diyen kişinin cehenneme haram kılınacağını müjdelemektedir. Bunun için her zaman ve mekânda “kelime-i tevhîd”in muhtevâsında yaşamamız zarûrîdir. Kelime-i tevhîdi yaşamak ise, Allah’tan uzaklaştırıcı her şeyden kaçınıp cemâlî sıfatların kalpte tecellî etmesiyle mümkündür.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Kimin son sözü; «Lâ ilâhe illâllâh: Allah’tan başka ilâh yoktur.» olursa, o kişi cennete girer.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16/3116; Ahmed, V, 247; Hâkim, I, 503)

Fakat son sözümüzün kelime-i tevhîd olmasını istiyorsak, hayatımızın her safhasını tevhîd muhtevâsında yaşamaya gayret etmemiz şarttır. Zira diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulur:

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sohbet ve Adabı, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar