ALLAH’I SEVENLER ONA UYUYOR!

0

“İtaat” kelimesi, “söz dinlemek, boyun eğmek, emrince gitmek”se; itaat için belki de en önemli kelime, itaat edilecek kişiyi “sevmek”tir. O sebeptendir ki, emirler Kur’ân-ı Kerîm’de hep îman ehline yapılır.

“Ya eyyühellezîne âmenû: Ey îman edenler!” denir. Zira îman eden kişi, gerçekten seven kişidir. Sevmeden îman olmaz çünkü…

İtaat kavramını en güzel Âl-i İmran Sûresi, 31. âyet-i kerime ile anlarım:

“De ki: Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün, Allah gafûrdur, rahîmdir.”

İtaat konusunda birinci olmazsa olmaz hassasiyet: “Beni seviyorsanız” tabiridir. Çünkü kişi sevdiğine itaat eder. Yani daima ön şart sevgidir. Allah, sevgisiz bir itaatten bahsetmez.

İkinci hassasiyet, “Rasulüme itaat edin.” Sevgi, kuru bir dâvâ değildir. “Seni seviyorum!” kelimesi, hiçbir mânâ ifade etmez, ispat ister. Sevgi amele geçiyorsa sevgidir. Aksi yalandan başka bir şey değil… Sevgiyi ölçmekte mihenk, Allah’ın Rasûlü’ne itaat etmektir. Seven, sevdiğinin sevdiğini de sever. Kişi itaat ettiği kişinin sevdiklerini sever, sevmediklerini sevmez. Sevgi, ispat ister.

Yerlerin, göklerin ve her ikisinin içindekilerin sahibi olan Cenâb-ı Hak, “Bana itaat edin!” buyurmadan önce, “Rasûlüme itaat edin!” buyuruyor. Bu, hayranlık derecesinde bir emir… Yüce Yaratıcı, sevgisinde nasıl da vefâlı…

Allah Teâlâ’yı, Peygamber Efendimiz kadar kimse sevemez. O’nun Allâh’a itaati kadar kimse itaat edemez. Allâh’a itaatte başarımız, ancak Efendimizin İslâm’ı yaşayışını öğrenerek tatbik etmekle mümkündür. Kur’ân, “okunan kitap”; Efendimiz, “Yaşayan Kur’ân”!..

Bu konunun bir diğer önemli tarafı da, “Allâh’a sevginin neden Peygambere itaat” şartına bağlandığıdır? Peygamber Efendimiz öyle bir peygamber ki; O’nun bizi sevdiği kadar biz kendimizi sevemeyiz. Bize düşkünlüğü “hırs” derecesinde… Biz, nefsimize zulmeder, günah işleriz; O ise cehennem ateşine düşmememiz için çırpınır. Bu ön şart, bizim iyiliğimiz için… Efendimiz, kendi tabiri ile “ateşin başına oturmuş, pervâne misâli, ateşin etrafında uçuşan bizleri, düşmeyelim diye elleri ile kovalayıp durmakta”… Ateşe atılmamız, Peygamber Efendimize çok ağır geliyor. Beni benden çok sevene itaat etmemek, O’nun sözünü dinlememek, ahmaklık değil de nedir?

Üçüncü hassasiyet, “Peygambere itaat edin ki, Allah da sizi sevsin!.” Sevgi ile yapılan itaatin karşılığı ancak sevgidir. Rabbimiz, hiçbir mecbûriyeti olmadığı hâlde itaat edenleri seveceğini, sevgisinin de bir kuru iddia olmadığını âyetin devamında ifade ediyor:

“-Benim sevgim de kuru bir iddiâ değil; sevgimin gereği affetmem, bağışlamamdır.”

Bağışlamak çok zordur, hele ki çok sevdiğimiz kişiyi bağışlamak daha zordur. Çünkü hayal kırıklığı, aldatılmış olma duyguları çok yoğun yaşanır. Kişi, en çok da sevdiğinden yaralanır. Affedilse bile kırıklık devam eder. Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Yüce Rabbimiz ise en zor olanı yaparak; hem de affedeceğini, hem de bizlere hiç hata yapmamışız gibi muâmele edeceğini, işlenen hatayı gündeme dahî getirmeyeceğini bildiriyor. Nerede görülmüş böylesi sevgi… Nerede görülmüş böylesi vefâ!..

Gel de bu haber ile Cafer-i Tayyâr olma!
Gel de Allah aşkından dönme…

Kaynak: Fatma Hâle Sağım, Şebnem Dergisi, Mart 2016, 133. Sayı

Paylaş.

Yorumlar