ALLAH RASULU’NE (S.A.V.) MÜNHASIR HALLER

0

Biz­ler, sâ­de­ce O’nun şah­sı­na mün­ha­sır olan ul­vî fa­zî­let­ler­de O’nu ör­nek al­mak­la mü­kel­lef de­ği­liz. Za­ten böy­le­si yük­sek hâl ve dav­ra­nış­lar, bir ne­vî yıl­dız­lar­da­ki öl­çü­ler­dir ve bu tip dav­ra­nış­lar ser­gi­le­me­ye tâ­kat ge­ti­re­me­yiz.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hâl ve dav­ra­nış­la­rı iki ka­te­go­ri teş­kil eder:

1. Sâ­de­ce ken­di­si­ne mah­sus olan­lar: Me­se­lâ, nâ­di­rat­tan de­ğil de dâ­imî bir sû­ret­te ayak­la­rı şi­şin­ce­ye ka­dar ge­ce­le­ri na­maz­la ge­çir­me­si, savm-ı vi­sâl (if­tar­sız oruç) tut­ma­sı, Uhud Da­ğı ka­dar al­tı­nı ol­sa -bor­cu için ayır­dı­ğı hâ­riç- hep­si­ni in­fâk et­me­si, mî­ras bı­rak­ma­ma­sı, şah­sı ve âi­le­si için ze­kât ve sa­da­ka ka­bûl et­me­yi kı­yâ­me­te ka­dar me­net­me­si gi­bi… Bu se­bep­le: “Ben de an­cak si­zin gi­bi bir be­şe­rim…” (Bu­hâ­rî, Sa­lât 31, Ah­kâm 20) bu­yur­duk­la­rı hâl­de îcâb et­ti­ğin­de: “Ben her­han­gi bi­ri­niz gi­bi de­ği­lim; ben Al­lâh ta­ra­fın­dan ye­di­ri­lir, içi­ri­li­rim…” bu­yur­muş­lar­dır. (Bu­hâ­rî, Savm 49; İ’ti­sâm 5; Müs­lim, Sı­yâm 57-61) Mü’min­ler bu sa­ha­da O’nu iz­le­me­ye tâ­kat ge­ti­re­mez, O’nun mad­dî ve mâ­ne­vî ola­rak yap­tık­la­rı­nı ya­pa­maz, hâ­li ile hâl­le­ne­mez­ler. Pey­gam­ber­ler­de üm­met­le­ri­ne ör­nek­lik esas ol­mak­la be­râ­ber, bu tür hu­sû­si­yet­le­ri, Al­lâh Ra­sû­lü’nün şah­sı­na mün­ha­sır ol­du­ğu için, üm­me­te ör­nek­li­ğin dı­şın­da kal­mak­ta­dır­.

2. Her­ke­se şâ­mil olan­lar: Biz­ler, sâ­de­ce O’nun şah­sı­na mün­ha­sır olan ul­vî fa­zî­let­ler­de O’nu ör­nek al­mak­la mü­kel­lef de­ği­liz. Za­ten böy­le­si yük­sek hâl ve dav­ra­nış­lar, bir ne­vî yıl­dız­lar­da­ki öl­çü­ler­dir ve bu tip dav­ra­nış­lar ser­gi­le­me­ye tâ­kat ge­ti­re­me­yiz. An­cak ikin­ci kıs­ma gi­ren hâl, dav­ra­nış ve söz­ler­de ise, is­tî­dâd ve gü­cü­müz öl­çü­sün­de bir ömür O’nu tak­lit ve tâ­kib edip O’nun nûr­lu izin­de yü­rü­mek­ten mes’ûl ve mü­kel­le­fiz. De­mek olu­yor ki, Haz­ret-i Pey­gam­ber (s.a.v.) ic­ti­mâî ka­de­me­leş­me­nin her nok­ta­sın­da­ki in­san­lar için -be­şe­ri­yet îcap ve ik­ti­dâ­rıy­la îfâ et­ti­ği amel­ler ci­he­tiy­le- ide­al bir ör­nek­tir. Bun­da bi­le bâ­zı dav­ra­nış­la­rın sün­net, bâ­zı dav­ra­nış­la­rın ise ruh­sat ol­du­ğu­na dik­kat et­mek lâ­zım­dır. Bu nük­te­yi kâ­mil mâ­nâ­sıy­la te­lâk­kî­de bü­yük bir di­râ­yet gös­ter­miş olan mil­le­ti­miz, her bir fer­di­ne “Meh­met­çik” adı­nı ve­re­rek, her­ke­si ken­di kud­ret ve is­tî­dâ­dı nis­be­tin­de O’nun kü­çük bir mo­de­li ol­ma­ya yön­len­dir­me­yi ar­zu­la­mış­tır.

 Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa

Paylaş.

Yorumlar