ALLAH DOSTLARI HER ŞEYİ BİLİR Mİ?

0

Bâzı müridler, mürşidlerine duydukları muhabbette aşırıya kaçarak heyecan taşkınlığı içinde; “Benim mürşidim her şeyi bilir!” gibi düşüncelere kapılabilirler. Şüphesiz ki bu da nâkıs bir telâkkîdir. Nitekim Peygamber Efendimiz’e bâzen soru sorulur, Efendimiz–sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise; “Sorulan, sorandan daha fazla bir şey bilmiyor.” buyururdu.1

Şeyh Sâdî, Gülistan adlı eserinde der ki:

Bir kişi Yâkub –aleyhisselam-’a:

“–Ey kalbi münevver, akıllı peygamber! Yûsuf’un gömleğinin kokusunu Mısır’dan gelirken duydun da, neden yanıbaşındaki kuyuya atılırken onu görmedin?” diye sorar.

Yâkub –aleyhisselam- cevâben:

“–Bizim nâil olduğumuz ilâhî nasipler, çakan şimşekler gibidir. Bundan dolayı gerçekler bize bâzen ayân olur, bâzen kapanır!” buyurur.

Yani Cenâb-ı Hak perdeyi açarsa kul, öteleri görür; fakat bir de kapatırsa, insan önündeki çukuru bile görmez olur. Yani kul, hangi mânevî makamda olursa olsun âcizdir. Dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuna muhtaçtır.

HATÂSIZ KUL OLMAZ

Yine bâzı müridler, mürşidlerine duydukları muhabbette ifrata kaçarak; “Benim mürşidim aslâ hatâ etmez!” şeklinde düşüncelere de kapılabilirler. Şüphesiz, bu da yanlış bir telâkkîdir.

Zira pek çok rivâyette2 peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı olduğu bildirilen Hazret-i Ebû Bekir –radıyallahu anh- bile, halîfe seçildikten sonra verdiği ilk hutbede, muhteşem bir ölçü verdi. Buyurdu ki:

“Ey insanlar! En hayırlınız olmadığım hâlde sizin başınıza halîfe seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz. Yanlış hareket edersem bana doğru yolu gösteriniz… Ben, Allâh’a ve Peygamber–sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e itaat ettikçe siz de bana itaat ediniz! Eğer itaat etmezsem, sizin de bana itaatiniz lâzım gelmez!..”3

Ümmetin en faziletli şahsiyeti böyle derse, onu örnek alması gerekenlerin, nasıl demeleri lâzım geldiğini düşünmek îcâb eder.

Yine büyük mürşid-i kâmillerden Mazhar Cân-ı Cânân -rahmetullahi aleyh-her işinin Sünnet-i Seniyye’ye uygun olmasına çokça dikkat ederdi. Buna rağmen büyük bir tevâzû sergileyerek şöyle buyururdu:

“Bizden, İslâmî ahkâma uygun olmayan bir iş meydana geldiğini gören, hemen îkâz etsin!”4

Dipnotlar: 1)  Bkz. Müslim, Îman, 1. 2)  Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XI, 549/32578; İbn-i Mâce, Mukaddime, 11/106; Ahmed, I, 127, II, 26. 3)  İbn-i Sa’d, III, 182-183; Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s. 69, 71-72; Hamîdullah, İslâm Peygamberi, II, 1181. 4)  Abdullah Dehlevî, Makâmât-ı Mazhariyye, s. 43.

 Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Eylül 2014.

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
MEDİNE’NİN EN ORJİNAL HÂLİNİ GÖSTEREN GÖRÜNTÜLER

http://www.youtube.com/watch?v=oyT88AMYY3s

Kapat