Akıl Üstü Hakikatler

Din aklîdir; çünkü onun îzah olunabilen sır ve hikmetleri akılla idrâk olunur. Ancak din, aynı zamanda akıl üstüdür. Çünkü aklı da yaratan Zât’ın katından gelmektedir.

Kader, ilâhî emir ve yasakların hikmetleri, mîrac, mûcize ve ölülerin diriltilmesi gibi hususlar akıl üstüdür ve mü’minin bunlar karşısında, edeple teslîmiyet göstermesi îcâb eder. Bu teslîmiyeti gösterenler, huzura kavuşmuş; gösteremeyenler ise, kusurlu aklın çıkmazlarında kaybolmuşlardır.

Aklın kader ve benzeri hakikatleri idrâk etmekten ne kadar âciz olduğunu, Cenâb-ı Hak, Kehf Sûresi’nde Hazret-i Musa ve Hazret-i Hızır kıssasında bildirmektedir. Zira hâdiselerin zâhir ve bâtınları vardır ki, akıl sadece zâhirle hükmettiği için, içyüzünü bilmediği, sır ve hikmetlerinden habersiz olduğu meseleleri tahlil edemez. Etmeye kalkarsa hataya düşer.

Bu bakımdan;

Feylesoflar, aklın putperesti olarak girdaplarda boğulurlar, hakikatten uzaklaşırlar. İmâm-ı Gazâlî’nin îkāz ettiği gibi, bazı hususlarda küfre ve sapkınlığa düşerler.

Feylesoflar, aklı vahyin dışında kullandıkları için kendi fikirleri hiçbir zaman tatbik edilememiştir. Onların fikirleri, gerçek bir huzurla buluşamamış, pratikten mahrum bir nazariyat olarak, kütüphânelerin tozlu raflarındaki kitaplarda mahpus kalmıştır.

Hayata geçirilebilen fikirlerinin ömürleri gayet kısa sürmüş ve ne kendilerine ne de başkalarına saâdet getirmiştir. Nitekim hiçbir feylesofun görüşlerini hayatına tatbik ederek saâdet ve selâmete ermiş bir toplum gösterilemez.

Meselâ;

Aristo, ahlâk felsefesinin birtakım kanun ve kaidelerinin temelini atmış olmasına rağmen, ilâhî vahiyden uzak olduğu için onun felsefesine inanıp hayatına tatbik ederek saâdete kavuşmuş bir kimse göremeyiz. Çünkü feylesofların kalpleri tasfiye, nefisleri tezkiye görmemiş, fikir ve fiilleri de vahyin müstesnâ yardımlarıyla olgunlaştırılmamıştır. Bu sebeple, sistemleri de konferans salonlarından veya kitap satırlarından dışarıya çıkamamıştır.

Kelâm âlimleri ise aklı vahyin içinde kullanırlar. Bir noktaya kadar devam ederler. Fakat aklın bittiği yerde kalırlar. Ötesine geçemezler. Geçmeye kalkarlarsa, feylesofların vaziyetine dûçâr olurlar.

Sofiyye ise, aklın bittiği yerde aşk ve teslîmiyetle yola devam ederek huzura kavuşur. Çünkü teslîmiyet erbâbına satırlarda olmayan hikmetler verilir. Aklın çözemediği düğümler, ancak hikmetle çözülür. Onlar hikmete râm olarak aklın hududunu aşan meselelerde de yakîne ulaşırlar, itmi’nâna ererler, gönüllerinde hiçbir şüphe kalmaz.

Böylece onlar hikmet deryâsı hâline gelirler.

İşte Mevlânâ ve emsâli Hak dostları…

İşte gönüllere asırlardır inşirah veren, hikmetlerle dolu eserleri!..

Hazret-i Mevlânâ, din sahasında aklı aşan noktalara şöyle temas eder:

“Akıl; aşkın şerhinde, merkep gibi çamura battı kaldı. Aşkın ne olduğunu, akıl değil yine aşk açıkladı.

Din, hayran olmaktan başka bir şey değildir. Din işindeki bu hayranlık, bu işlere akıl erdiremediği için hakikat kıblesine sırt çevirmek değildir. Bilâkis dostun mest ve müstağrakı olarak (sır ve hikmetler karşısında) hayretlere gark olmaktır.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Nisan Sayı: 146

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.