Ahirette Zaman Nasıl Olacak?

Hem cismani, hem de ruhani bir varlık olan insan için dünya hayatı oldukça kısadır. Dolayısıyla, bu kısa dünya hayatında vakit çok büyük önem arz eder. Peki Ahirette zaman nasıl olacak? Cennet ve Cehennemde zaman nasıl geçecek?

Allah vakti öyle bir şekilde tanzim etmiştir ki, bunun bir zahiri ciheti, bir de batını ciheti bulunmaktadır.

VAKTİN ZAHİRİ CİHETİ

Arz, sahip olduğu kütleye uygun şekilde, kendi ekseni etrafında dönmek suretiyle, bir turunda gece ve gündüz olmak üzere, gün meydana gelir. Bununla ilgili olarak,  Cenabı Allah, “Göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık deliller vardır.” diye buyurmaktadır (Al-i İmran, 194).

Gün boyunca güneş ışınlarının dünyaya aksediş biçimine göre meydana gelen ısı ve ışık değişimleri, gündüzleri çok değerli hale getirirken, geceler de apayrı bir değere sahip olur. Aslında gece boyunca tabiat dinlenme fırsatı bulmaktadır. Bununla ilgili olarak, Allah bize; “Geceyi dinlensinler diye karanlık, gündüzü çalışsınlar diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda inanacak toplum için dersler vardır.” (Neml, 86) diye buyurmaktadır.

Dünya kendi etrafında dönerken, elips şeklindeki bir yörünge üzerinde de Güneş etrafında döner ve üçer aylık dönemlerle mevsimler oluşur. Yıl boyunca, bu yörünge üzerinde Güneşin etrafında dönmekte olan dünyanın Güneşe olan mesafeleri, yörüngenin bu şekline göre devamlı değişmektedir.

Dünyanın eksenindeki çok hassas bir eğiklik sebebiyle de, kuzey ve güney yarım kürede farklı olmak üzere, dünya yüzeyinin her yerinde, Güneşe olan mesafeler yörünge boyunca sürekli değişmektedir. Mükemmel şekilde belirlenmiş olan bütün bu değişimlerin ortaya çıkardığı mevsimler, kendi içlerinde de farklılık gösterir. Mesela Kış mevsiminden çıkarken önce havanın, sonra suyun ve daha sonra da toprağın ısınmasıyla İlkbaharda meydana gelen canlılığın her safhasında harikulade güzellikler ve nimetler oluşur.

İlkbaharda meydana gelen namütenahi canlılık, yaz mevsiminde bitkilerin nadide ürünler sunmasına vesile olmaktadır. Birbirlerinden oldukça farklı bulunan bu ürünlerin yaz dönemi boyunca olgunlaşmaları ve her bir türünün de, farklı zamanlarda olgun hale gelmeleri, yaz mevsiminde bol ve çeşitli nimetlerin bahşedilmesini sağlar.

Sonbaharda ise, ilkbahardakinin aksine tabiattaki canlılığın azalmaya başlaması ile renklerde meydana gelen değişiklikler ve bu mevsime has nimetler, tabiata farklı bir hususiyet kazandırır.

Kış mevsiminde genellikle dinlenmeye geçen tabiat, iklimdeki değişim sebebiyle yağışlarda da meydana gelen belirgin farklılıklar yüzünden, dünyanın çoğu yerinde bembeyaz örtüler oluşur. Yer yüzeyindeki su dengesinin muhafazası açısından da çok önemli olan bu oluşum, tabiata ayrı bir değer kazandırır.

VAKTİN BATINİ CİHETİ

Yıl, mevsim, ay, gün ve geçen her anın farklılık göstermesi ve buna göre de, bize bahşedilen nimetlerin büyük bir zenginlik arz etmesi, aslında vaktin önemini artırırken, kıymetini yeterince bilemeden geçivermesine de sebep olabilir. Nitekim insanoğlu dünyadaki imkân ve nimetlere ulaşma yolunda çaba sarf ederken, vaktin kıymetini yeterince idrak edememe gibi bir sonuç ortaya çıkabilir. Ancak burada çok daha önemli olan, dünyadaki imkân ve nimetlere ulaşmak isterken, hak ve adaletten ayrılmamaktır.

KÂİNATIN YARATILIŞ SEBEBİ

Kâinatın yaratılış sebebi olan insan için bahşedilen vaktin değerlendirilebilmesi açısından, en azından kendisi ve aile efradının rızkını temin gayesiyle çalışan insan kendisine bahşedilen vakti değerlendirmiş sayılabilir. Aslında vaktin en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için Cenabı Allah rehber olarak kitaplar ve peygamberler göndermiştir.

MÜSLÜMANLAR İÇİN REHBER

En güzel rehber olan Kuran-ı Kerim ve en güzel örnek olan Peygamber Efendimiz’e uymak gerekir. Nitekim Kuran ve Sünnet yolunda hayatını sürdüren bir kimse vakti de en iyi şekilde değerlendirmiş olur. Aslında ibadetler, vaktin en iyi şekilde değerlendirilmesi açısından çok önemlidir.

Beş vakit namaz yanında zekât, oruç ve hac ibadetleri ile Cuma vakti, kandil günleri ve nafile ibadetler de vaktin değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Öte yandan tefekkür de, vaktin değerini anlayabilme açısından büyük önem arz eder.

İbadet ve taatlere özen göstererek yaşayan bir insan, kendisine bahşedilen nimetlere şükreder ve şayet kötü amel işleme çabasında bulunmazsa, bizzat Cenabı Allah ve O’nun izniyle de ruhani varlıklardan göreceği yardımlarla, kendisine bahşedilen vakit nimetini en güzel şekilde idrak etmiş olur.

CENNETTE ZAMAN NASIL GEÇECEK?

Hem cismani, hem de ruhani bir varlık olan insan için dünya hayatı oldukça kısadır. Dolayısıyla, bu kısa dünya hayatında vakit çok büyük önem arz eder. İnsan için ahiret hayatı ise sonsuz olup, buradaki vakit, dünya hayatındaki vakitten çok farklıdır. Sonsuz olan Cennet hayatında nimetler de sınırsız ve fevkalade güzel oldukları için, orada vakit çok büyük önem arz etmektedir. Cennet hayatındaki vakit, Mahbubumuz olan Allah’ı görebilme sıklığı ile çok büyük değer kazanır. Çünkü Cennet’te herkesin Allah’ı görebilme sıklıkları aynı değildir.

CEHENNEMDE ZAMAN NASIL GEÇECEK?

Cehennem hayatında da vakit büyük önem arz etmektedir. Orada sınırlı bir zaman kalacaklar için aynı olmayan bu süreler, Cehennem hayatındaki vakti önemli kılmaktadır. Allah muhafaza buyursun, orada daimi olarak kalacaklar için vakit hiç bitmeyen bir azap demektir.

Kabir hayatı da, insanların hallerine göre Cennet ve Cehenneme benzer bir durum arz eder. Orada artık dünyadaki vaktin geçerliliği de ortadan kalkmış olur.

Kaynak: Kazım Kara, Altınoluk Dergisi, Sayı: 385

 

İslam ve İhsan

İNSANI CENNET VE CEHENNEME GÖTÜREN NEDENLER

İnsanı Cennet ve Cehenneme Götüren Nedenler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.