ABDULLAH İBNİ CÜBEYR (RA) KİMDİR?

0

Abdullah İbni Cübeyr radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in Uhud’da Ayneyn tepesindeki okçuların başına tayin ettiği komutan!.. İki Cihan Güneşi Efendimiz’le İkinci Akabe biatında buluşup biat eden bir bahtiyar!.. Birinci Akabe biatından hemen sonra İslâm’la şereflenen bir iman eri!..

O, Medine’de doğup büyüdü. Son din ve son Peygamberin Mekke’de çıktığını duydu. Fazla zaman kaybetmeden İslâm’ın nûruna kavuştu. Asıl adı, Ebü’l-Münzir Abdullah b. Cübeyr b. en-Nu‘mân el-Ensârî’dir.

AKABE BİATI

Abdullah İbni Cübeyr radıyallahu anh Evs kabilesine mensuptur. Birinci Akabe Biatı’nda İslâm’la şereflenen Medine’li Es’ad ibni Zürare radıyallahu anh vasıtasıyla İslâmiyet’i kabul etti.

O, Medine’li yetmiş müslüman ile birlikte İkinci Akabe Biatı için Mekke’ye geldi. Biattan önce Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le görüşmek istedi. Birkaç arkadaşıyla birlikte Sevgili Peygamberimizin bulunduğu yeri sorup soruşturdu. Amcası Abbas’ın evinde olduğunu öğrendi ve oraya gitti.

Abdullah İbni Cübeyr radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le görüşme talebinde bulundu. Fakat Hazreti Abbas radıyallahu anh, İki Cihan Güneşi Efendimiz’in Medinelilerle olan münasebetini Kureyşlilerden gizlemenin gereğine inanıyordu. Bu sebepten onlara Peygamber’le ancak Akabe’de görüşebileceklerini söyledi. O da arkadaşıyla beraber oradan ayrıldı. Ertesi gün Akabe’de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le görüşerek biat etti.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN OKÇULARA TEMBİHİ

Abdullah ibni Cübeyr radıyallahu anh Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud Savaşı’nda İki Cihan Güneşi Efendimiz onu stratejik bir mevki olan Ayneyn tepesine yerleştirdi. Emrine elli kadar okçu verdi ve onların başına komutan tayin etti. İslâm ordusuna arkadan gelebilecek saldırıya engel olmasını istedi. Hiçbir şekilde oradan ayrılmamalarını emretti. Pek mühim, tarihi şu tenbihatta bulundu:

“Ey Abdullah!.. Düşman atlılarını oklara tutup bizden uzaklaştır! Üzerimize doğru gelmekten onları defet! Ey Abdullah!.. Durum ister lehimizde, ister aleyhimizde gelişsin, sen yerinde sabit kal! Düşman atlıları arkamız­dan, senin bulunduğun taraftan bize gelemesin! Ey Abdullah!.. Şayet bizim düşmanı yenip, ganimet toplamaya koyulduğumuzu görseniz bile, sakın bize katıImayın! Hatta bizi kuşlar kapar görseniz bile, ben size haber göndermedikçe, sakın şu yeriniz­den ayrılmayın!” buyurdu. (Buhari,V, 29; Müsned IV, 293; Ebu Davud, Sünen III, 51)

Bu tenbihata göre okçular, İslâm ordusunun arkasından hiç kimsenin gelmesine meydan ver­meyecek. Gelmek isteyenleri oka tutarak müşriklere engel olacaklardı.

Sevgili Peygamberimiz okçulara gereken emirleri verip, uyarılarda bulunduktan sonra:

“Size yöneldikçe, düşman süvarilerini oka tutunuz! Çünkü süvarilerin atları oklara doğru gelemezler!” buyurdu.

Peşinden de: “Allah’ım! Onlara bunları tebliğ ettiğime seni şahit tutuyorum!” dedi. (İbni Sa’d, II, 47; Vakıdi, Meğazi I, 274; M. Asım Köksal, İslam Tarihi 4/133-134.)

“ZOR VE ÇETİN BİR GÜN”

Uhud günü zor ve çetin bir gündü. Kardeşlerinin galip gelmeye başladığını gören okçuların büyük bir kısmı ganimetten mahrum kalmamak için yerlerinden ayrılmaya başlamışlardı.

Abdullah İbni Cübeyr radıyallahu anh bir komutan olarak onlara Allah Rasûlünün:

“Bizim bozguna uğradığımızı, atlarımızı kuşların kaptığını görseniz bile, ben size haber gönderinceye kadar yerinizden ayrılmayınız” buyurduğunu hatırlattı.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in size ne söylediğini unuttunuz mu? Yerlerinizi terketmeyin! dedi. Bütün gayret ve ısrarlarına rağmen çözülmeye engel olamadı.

O gün aynı ortamda bulunan Berâ İbni Âzib radıyallahu anh da olan biteni şöyle anlatıyor:

“O gün müşriklerle karşılaştığımız zaman Allah onları hezimete uğrattı ve  kaçtılar. Hatta dağa hızla kaçan kadınların eteklerini topladıklarını gördüm. Ayak bileklerindeki halkaları bile gözüküyordu. Bizimkiler şöyle demeye başlamışlardı: “Ganimet, ganimet!..”

Abdullah İbni Cübeyr radıyallahu anh yanında kalan on kişi ile birlikte mücadelesine devam etti. Okcuların tepeden ayrıldığını görüp süvari birliği ile arkadan kuşatan Hâlid ibni Velîd’in kumanda ettiği Mekkeli süvarilerle savaştı.

Okla savaşa başlayan Abdullah, oku bitince mızrağıyla, o da kırılınca kılıncıyla çarpışmaya devam etti. Kahramanca verdiği mücâdele sonunda İkrime ibni Ebû Cehil ve arkadaşları tarafından şehadet edildi. Müşrikler Abdullah İbni Cübeyr radıyallahu anh’ı öldürmekle yetinmediler. Kin, kibir, zâlim ve vahşiliklerini o şehidin vücudunu paramparça ederek suretiyle gösterdiler.

HZ. PEYGAMBER’İN VERDİĞİ EMİR

Yüce Rabbimiz Uhud Savaşından yaşanan bu durumu anlatmaktadır. Şöyle ki:

“Siz Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaâdini yerine getirmiştir. Nihayet öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahıreti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok lutufkârdır.”
Abdullah ibni Cübeyr radıyallahu anhından birde şöyle bir hatıra nakledilir:

“-Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir grup ashâbıyla yolda yürürken, birisi gelip örtü ile Allah Rasûlü’nü güneşten korumak istedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, örtünün gölgesini görünce başını kaldırdı. Baktı ki bir çarşafla gölgelik yapılmış. Efendimiz, adama örtüyü bırakmasını söyledi. Ardından çarşafı alıp yere koydu ve: “–Ben de sizin gibi bir insanım!” buyurdu. (Heysemî, IX, 21)

Allah ondan razı olsun.

Rabbimiz cümlemize Abdullah ibni Cübeyr radıyallahu anh gibi tek başımıza kalsak da Sevgili Peygamberimizin emrine, sünnetine sımsıkı tutunabilmeyi, malımızı, canımızı onun yoluna feda edebilmeyi ve şefaatlerine erebilmeyi nasib eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365, Temmuz 2016

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
SANA SIĞINIRIZ!

Dostlarını hakkıyla sevememekten, düşmanlarına cesurca hakkı söyleyememekten, muhabbetini, hasretini kaybetmekten ve son nefesimizi iman ile verememekten korkar, Sana sığınırız. Dertten...

Kapat